maRamy

Koy başını omuzuma yine. Aldırma, söylenmeden kalsın Düşünülmedikler, bilinmedikler - bırak Unutulsun geridekiler, özlensin ileridekiler - bırak Yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken Sabah, aydınlanırken uçup geçen yeşillik. Gel- uyuyalım güneş görününce, Aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık. Uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar, Dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız. Ama şimdi-sanki sevdalı gibiyiz şimdi, Sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri Şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle, Şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle Aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz. Gündüz yarasalarıyız biz.
Şiir
maRamy
Düşün-yolu, ne gelinip gidilmekle yerleşik hale gelmiş bir şose gibi biryerlerden biryerlere uzanır, ne de herhangi bir yerde kendi başına ortalıkta bulunur. Ancak ve ilkin yürüme; burada, düşünen sorgulama, yola çıkmadır. Bu, yolun açılmasıdır. Düşünce yolunun bu niteliği, düşünmenin geç-iciliğine özgüdür; ki bu [geç-icilik], gizemli bir yalnızlığa —sözcüğü üst; duygusal olmayan bir anlamda aldıkta- dayanır. "Düşünme ne demek?" sorusuna yanıt vermenin kendisi, hep, yalnızca yolda olan olarak kalmanın sorgulamasıdır. Bu, durulacak bir yer edinme amacından daha kolay gibi görünüyor. Kişi, bir serüvendeymiş gibi, belirsizliğin içine doğru sürüklenip gider. Oysa, yolda kalmak için, her şeyden önce ve sürekli, yolu göz önünde tutmalıyızdır. Adım adım devinmek, burada, özsel olandır. Düşünme ilkin sorgulayan yürüme içinde yolunu kurar. Ama bu yol kurma, gariptir. Kurulan, geride kalıp yatıp kalmaz; tersine, sonradan gelen adımın içine kurulur ve onun önünü kurar. Tabii ki şu olanak hep vardır, ve hatta büyük çapta gerçek olarak da öyledir ki, kişi, böylesi bir yoldan daha başından hoşlanmaz; ister, bunu çıkmaz ya da gereksiz, ister de, budalalık saydığından. Böyle bir tutumda, kişi, yola dışarıdan bile bakmaktan kaçınmalıdır. Belki de, onu açıkça görünür kılmak bile uygunsuzdur. Bu yönergeyle düşünmenin yolları konusunda ki bu genel deyini kesilmiş olsun. Yoldayız. Bu ne demek? Henüz yolların arasındayız; intervias, ve şimdi, rotamızı düzeltmek ve yeni yollar bulmak - kısaca, başarmak zorunda olduğumuz bu zamanda, son iki yüzyıl boyunca en aşırı biçimine götürülmüş olan bu eskil tutumdan kendimizi kararlılıkla kurtarmamız büyük önem taşıyor. Biraz sonra, sokağa çıktığınızda, hangi yöne gideceğinize, hangi rotayı tutacağınıza karar verme durumunda kalacaksınız. Ve böylesi sıradan bir durumda başınıza bu geliyorsa, yaşamın ciddi kararlar aldırıcı anlarında çok daha fazlası gelir; örneğin, yapılacak seçimin bir uğraşı, bir meslek olduğu anlarda ve meslek de yol ve yön demektir. Descartes'in ölümünden sonra geride bıraktığı pek az kişisel not arasında, gençliğinden kalma bir tane vardır; bunda, Ansonius'tan eski bir dizeyi kopya eder; bu da, eskil Pythagorasçı bir deyimin yeniden söylenmiş biçimidir: Quod vitae sectabor iter? "Hangi yaşam yolunu izleyeceğim?" Yaşam çok-yanlıdır. Her an ve her yer bize farklı yollar açar. Eskil Hint kitabının dediği gibi: "İnsan ayağını nereye bassa, yüzlerce yola adım atar." Böylece yaşam sürekli bir kavşaktır, sürekli bir yolunu-yitirmişlik. Bu yüzden, hep derim ki bence bir felsefe kitabı için en başlık, Maimonides'in bir ki tabının taşıdığı başlıktır: More Nebuchim - "Yolunu Yitirmişlere Kılavuz" Kastamonu köylerinden birinde çok yaşlı bir kadına rastlamıştık. Ona, "Hâlâ ölmedin mi teyze?" diye takılanlara, başını dik tutarak: "Durun hele, yollar kalabalık" diye cevap veriyordu. Sf.153,154
Reklam
Arha Penthe'nin düşüncelerine katılıyordu, çünkü o da kendi kendilerini Kargad'ın Tanrısal İmparatorları olarak nitelendiren bu kralların sonradan türeyen, gerçek ve sonsuz Güçler'in hakkı olan ibadeti aşırmaya çalışan, sahte tanrılar olduğunu düşünmeye başlamıştı. Fakat, Penthe'nin sözlerinin gerisinde katılmadığı, ona tamamen yeni olan ve onu korkutan bir şey vardı. İnsanların birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını ve hayatı ne kadar değişik gördüklerini fark etmemişti. Başını kaldırıp bakınca, birdenbire pencerenin dışında havada asılı duran kocaman ve kalabalık, yepyeni bir gezegen, tanrıların hiç önemsenmediği, tamamen değişik bir dünya görmüş gibi oldu. Korkarak bunları gözünden uzaklaştırdı.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Edebiyat
maRamy
"Şimdi," dedi adam, “şimdi uzaklaştık, şimdi kurtulduk, gerçekten uzaklaştık Tenar. Bunu hissediyor musun?" Hissediyordu. Karanlık el, kalbinin üzerindeki, ömür boyu süren hükmünü geri çekmişti. Ama dağlarda olduğu gibi neşelenemiyordu. Başını kollarına gömerek ağladı; yanakları tuzlu ve ıslaktı. İşe yaramaz bir kötülüğe bağımlı geçirdiği, boşa harcanmış yıllarına ağladı. Acı acı ağladı çünkü özgürdü. Öğrenmeye başladığı şey aslında özgürlüğün yüküydü. Özgürlük ağır bir yüktür, ruhun yüklenmesi gereken büyük ve garip bir sorumluluk. Kolay değildir. Verilen bir armağan değil, yapılan bir seçimdir; bu seçim de zor bir seçim olabilir. Yol, yukarıya, ışığa doğru çıkar; ama yüklü yolcu oraya hiçbir zaman varamayabilir. Sf.148
Arha Penthe'nin düşüncelerine katılıyordu, çünkü o da kendi kendilerini Kargad'ın Tanrısal İmparatorları olarak nitelendiren bu kralların sonradan türeyen, gerçek ve sonsuz Güçler'in hakkı olan ibadeti aşırmaya çalışan, sahte tanrılar olduğunu düşünmeye başlamıştı. Fakat, Penthe'nin sözlerinin gerisinde katılmadığı, ona tamamen yeni olan ve onu korkutan bir şey vardı. İnsanların birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını ve hayatı ne kadar değişik gördüklerini fark etmemişti. Başını kaldırıp bakınca, birdenbire pencerenin dışında havada asılı duran kocaman ve kalabalık, yepyeni bir gezegen, tanrıların hiç önemsenmediği, tamamen değişik bir dünya görmüş gibi oldu. Korkarak bunları gözünden uzaklaştırdı.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Edebiyat
maRamy
Aniden, "Orada, benim yanımda kalacak mısın?" diye sordu. Adama bakmıyordu. Adam, kılık değiştirmiş halindeydi, beyaz tenli bir Karg köylüsü; kız onu o şekilde görmeyi sevmemişti. Fakat sesi değişmemişti, Labirent'in karanlığında konuşan aynı sesti. Adam cevap vermekte gecikti. "Tenar. Ben gönderildiğim yere gidiyorum. Ben çağrımı izliyorum. Şimdiye kadar bir yerde fazla kalmama izin verilmedi. Bunu anlayabiliyor musun? Ben yapmam gerekeni yapıyorum. Gitmem gereken yere gitmem gerekir. Bana ihtiyacın olduğu sürece, Havnor'da senin yanında olacağım. Ve sonra, eğer bana ihtiyacın olursa, beni çağır. Gelirim. Beni çağırırsan, mezarımdan bile çıkar gelirim Tenar! Ama seninle kalamam." Kız hiçbir şey demedi. Bir süre sonra adam, "Orada, bana çok ihtiyacın olmayacak. Mutlu olacaksın," dedi. Kız sessizce kabullenerek başını salladı. Yan yana denize doğru ilerlediler. Sf.143
Arha Penthe'nin düşüncelerine katılıyordu, çünkü o da kendi kendilerini Kargad'ın Tanrısal İmparatorları olarak nitelendiren bu kralların sonradan türeyen, gerçek ve sonsuz Güçler'in hakkı olan ibadeti aşırmaya çalışan, sahte tanrılar olduğunu düşünmeye başlamıştı. Fakat, Penthe'nin sözlerinin gerisinde katılmadığı, ona tamamen yeni olan ve onu korkutan bir şey vardı. İnsanların birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını ve hayatı ne kadar değişik gördüklerini fark etmemişti. Başını kaldırıp bakınca, birdenbire pencerenin dışında havada asılı duran kocaman ve kalabalık, yepyeni bir gezegen, tanrıların hiç önemsenmediği, tamamen değişik bir dünya görmüş gibi oldu. Korkarak bunları gözünden uzaklaştırdı.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Edebiyat
maRamy
"Evet. Ben düşünmüştüm ki, belki sadece..." "Bir sofra dizivereyim," dedi. "Ah, bak onu yapabilirim. Eğer istersen altın tabaklar içinde hem de. Ama bu sadece gözbağı olur ve eğer gözbağını yersen, daha da çok acıkırsın. İnsan kendi sözcüklerini yiyince ne kadar beslenirse o kadar beslenirsin." Kız, bir an için onun beyaz dişlerinin ateş ışığında parladığını gördü. "Senin şu büyün de tuhaf," dedi kız, biraz da eşitlikten doğan bir vakarla; Büyücü'ye hitap eden bir Rahibe olarak. "Sadece büyük meseleler için yararlı oluyor gibi." Sf.135
Arha Penthe'nin düşüncelerine katılıyordu, çünkü o da kendi kendilerini Kargad'ın Tanrısal İmparatorları olarak nitelendiren bu kralların sonradan türeyen, gerçek ve sonsuz Güçler'in hakkı olan ibadeti aşırmaya çalışan, sahte tanrılar olduğunu düşünmeye başlamıştı. Fakat, Penthe'nin sözlerinin gerisinde katılmadığı, ona tamamen yeni olan ve onu korkutan bir şey vardı. İnsanların birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını ve hayatı ne kadar değişik gördüklerini fark etmemişti. Başını kaldırıp bakınca, birdenbire pencerenin dışında havada asılı duran kocaman ve kalabalık, yepyeni bir gezegen, tanrıların hiç önemsenmediği, tamamen değişik bir dünya görmüş gibi oldu. Korkarak bunları gözünden uzaklaştırdı.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Edebiyat
maRamy
Tekrar, gölgeli sessizlik düştü aralarına. Uzun bir süre sonra kız, "Bana... bana Batı'daki ejderhaları anlatır mısın?" "Tenar, ne yapacaksın? Burada oturup, mum bitinceye ve tekrar karanlık gelinceye kadar, birbirimize masallar anlatıp duramayız." "Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Korkuyorum." Taş sandığın üzerinde, acı çeken biri gibi, ellerini birbirine sıkı sıkı kenetleyerek dimdik oturdu. "Karanlıktan korkuyorum," dedi. Adam tatlı tatlı cevap verdi. "Seçimini yapman gerek. Ya beni bırakıp, kapıyı kilitleyip, yukarıya, sunaklarına gidip beni Efendilerine vereceksin; o zaman Rahibe Kossil'e gidip onunla barışırsın -bu da bu öykünün sonu olur- ya da kapıyı açıp benimle birlikte buradan çıkacaksın. Mezarlar'ı terk edeceksin, Atuan'ı terk edeceksin ve benimle birlikte denizleri aşacaksın. Bu da başka bir öykünün başlangıcı olur. Ya Arha olman gerek ya da Tenar. Her ikisi birden olamazsın." Derin sesi, kendinden emin ve kibardı. Kız gölgeler arasından onun sert, yaralı ama gaddarlık ve hile bulunmayan yüzüne baktı. "Eğer Karanlık Varlıklar'ın hizmetinden ayrılırsam, beni öldürürler. Eğer bu mahalden ayrılırsam ölürüm." "Sen ölmezsin. Arha ölür." "Ben yapamam..." "Bir insanın yeniden doğabilmesi için, ölmesi gerekir Tenar. O taraftan görüldüğü kadar zor bir şey değil bu.” "Dışarı çıkmamıza izin vermezler. Hiçbir zaman." "Belki vermezler. Yine de denemeye değer. Senin bilgin, benim de hünerim var; ve aramızda..." Durdu. "Erreth-Akbe'nin Halkası var." "Evet ya, o var. Ama ben aramızda başka bir şeyin daha olduğunu düşünüyordum. Güven diyelim... İsimlerden biri de bu. Bu çok büyük bir şey. Tek başına her ikimiz de zayıf olduğumuz halde, buna sahip olduğumuz için kuvvetliyiz, Karanlığın Güçleri'nden daha kuvvetliyiz." Gözleri, yaralı yüzünde aydınlık ve parlaktı. "Dinle Tenar!" dedi. "Ben buraya, sana karşı silahlanmış bir hırsız, bir düşman olarak geldim; sen bana merhamet gösterdin ve bana güvendin. Ben de sana, yüzünü ilk gördüğüm zamandan, Mezarlar'ın altındaki mağarada seni karanlığın içinde tüm güzelliğin ile gördüğüm o andan beri güvendim. Sen benim güvenimi boşa çıkartmadın. Benim de bunu ödemem gerekir. Sana verebileceğim tek şeyi vereceğim. Benim gerçek adım, Ged. Senin bu sırra sadık kalman gerekir." Ayağa kalktı ve kıza yarım ay şeklindeki, delinmiş ve oyulmuş gümüşü uzattı. "Bırak da halka tamamlansın," dedi. Kız yarım halkayı onun elinden aldı. Diğer yarının asılı durduğu gümüş zinciri boynundan, parçayı da zincirden çıkardı. Her iki parçayı da, kırık kenarları birleşecek ve bir bütün haline gelecek şekilde avucunun içine koydu. Yüzünü kaldırmadı. "Seninle geleceğim," dedi. Sf.120