DUYGULARIMIZ DAVRANIŞLARIMIZI KONTROL EDİYOR MU?
Bu sorunun cevabı oldukça basit: Hayır! Duygularımız davranışlarımızı kesinlikle kontrol etmiyor. Örneğin öfkeli hissedebilirsiniz ama sakince davranırsınız. Bağırmaya, surat asmaya, yumruklarınızı sıkmaya veya sertçe çıkışmaya eğiliminiz olabilir ama bu şekilde davranmak zorunda değilsiniz. Eğer isterseniz, yavaşça ve sakince konuşabilir, dingin bir yüz ifadesi takınabilir ve vücudunuzu açık ve rahat bir şekilde tutabilirsiniz.
“Tokyo, Kumamoto’dan geniştir. Japonya da Tokyo’dan geniştir. Ve Japonya’ya…” Sözünü yarıda kesti, Sanşiro’nun yüzüne bakıp onun kendisini dinlediğinden emin oldu. “Japonya’ya kıyasla da insanın kafası geniştir,” dedi. “Aklını ele geçirmelerine izin verme. Yoksa Japonya’ya hizmet ettiğini sanırken bile sadece ona zarar verirsin.”
ACT’in ana ilkelerinden birisi, aklınızdan geçenlere otomatik olarak inanmak yerine aslında ne olup bittiğine dikkat kesilmektir. Örneğin, “kimlik hırsızı sendromu”nu belki işitmişsinizdir. Bu durum, işini iyi yapan bir kimsenin, kendisini bir sahtekâr olarak görmesi, aslında ne yaptığını bilmediğine inanması durumudur. “Kimlik hırsızı” kendisini, her durumdan kandırmaca yoluyla sıyrılan ve her an gerçek yüzünün ortaya çıkması riskiyle yaşayan bir sahtekâr ve şarlatan olarak görür. “Kimlik hırsızı sendromu” olan kişiler, birinci elden deneyimlerine, işlerini iyi yapıp yapmadıklarına dair gözlemlenebilir gerçeklere bakmazlar. “Ne yaptığını bilmiyorsun. İşleri berbat ediyorsun. Eninde sonunda insanlar ne olduğunu anlayacak çünkü sen bir sahtekârsın” diyen aşırı eleştirel zihinlerinin dediğine kulak verirler. “Kimlik hırsızı sendromu”ndan mustarip ünlü örnekler arasında, kariyerlerindeki müthiş başarılarına rağmen, rock yıldızı Robbie Williams ve Oscar ödüllü aktris Renee Zellweger’i sayabiliriz.
Bu yöntemi can sıkıcı herhangi bir düşünce için kullanabilirsiniz. Örneğin aklınıza “Hayat ne kadar kötü!” düşüncesi geliyorsa, bunu basitçe onaylayın: “Şu anda aklıma hayatın çok kötü olduğu düşüncesi geliyor.” Aklınıza “Bu durumu asla atlatamayacağım” düşüncesi geliyorsa, bunu basitçe şöyle görün: “Aklıma bu durumu asla atlatamayacağım düşüncesi geliyor.” Eğer aklınıza “Bu kıyafetle popom çok büyük görünüyor” düşüncesi geliyorsa bu düşünceyi şöyle ele alın: “Aklıma bu kıyafetle popomun çok büyük göründüğü düşüncesi geliyor.” Bu cümleyi kullanmak düşünme sürecinin farkına varmanızı sağlayacaktır. Böylelikle bu düşünceleri mutlak gerçeklikler olarak kabul etme olasılığınız azalacaktır. Bunun yerine bir an durup bu düşünceleri aslında oldukları haliyle -yani yalnızca aklınızdan geçen kelimeler olarak, fazlası değil- görebileceksiniz. Biz bu yönteme ‘bilişsel ayrışma’ ya da sadece ‘ayrışma’ diyoruz. Bilişsel birleşme ise bize düşüncelerimizin gerçeğin ta kendisi ve çok önemli olduklarını söyler. Bilişsel ayrışma ise düşüncelerin sadece kelimeler oldukları gerçeğini hatırlatır.