Eskiden okulda yapardık. Bir üst sınıf başlayınca, herkes sırayla karatahtanın önüne çıkar, kendi hakkında konuşurdu. Ben bunu yapmakta gerçekten beceriksizdim. Hayır, sadece beceriksizlik değildi benimki. Bunun ne anlamı olduğunu çözemiyordum. Ben, kendim hakkında ne biliyordum ki? Bilincim üzerinden kavradığım ben, gerçek ben miydi? Tam da kasetçalarda kaydettiği sesinin insana yabancı gelmesi gibi, benim kavradığım haliyle kendim dediğim şey, bozulmuş olduğu halde ben gibi algılanıp gelişigüzel biçimde yeniden üretilmiş görüntümden başka neydi?
Uyanıyorum. Nerede olduğumu düşünüyorum. Hayır, düşünmek değil bu yaptığım; gerçekten de sesli bir şekilde soruyorum kendime: "Burası neresi?" Ama bu anlamsız bir soru. Sormaya gerek yok, çünkü cevabı en başından beri biliyorum. Buradayım. Kendi hayatımın içinde. Ben denen gerçek varlığın ait olduğu yerde.