“Hayır... Mücadele edeceğim. Edeceğim...” Bu zor geceden sonra tatlı bir düş içine aldı beni. Bir örtü gibi çöktü Mısır karanlığı. Sanki örtünün altında da ben... Elimde de kılıç mı desem, stetoskop mu desem bir şey vardı. Yürüyordum... savaşıyordum... Ücra bir yerdeydim. Tek başıma değildim ama. Ordum da yanımdaydı: Demyan Lukiç, Anna Nikolayevna, Pelageya İvanovna. Hepsi beyaz önlüklerini giymiş, daima ileri, ileri gidiyorduk...
Kişi için iyi olanla yapmak istediği arasında bir gerilim vardır. Çünkü herkes, özellikle de yaşlılar her zaman yaptıklarını yapmak ister. Ancak kökleşmiş alışkanlıklar geliştiren beynin artık daha fazla düşünmesine gerek kalmaz. Bir şeyler çok hızlı ve yeterli derecede otomatik pilotta, genelde de çok üstün bir şekilde halledilir. Bu da rutinlere yapışıp kalma eğilimi yaratır. Bunu kırmanın tek yolu beyni yeni bilgilerle uğraştırmaktır
Hayatımın anlamı nedir?
Mesele sadece daha uzun yaşamak mı, yoksa daha yüksek bir amaç mı aramalıyım?
Neden bazı insanlar ne istediğini bilirken ve yaşam tutkuları varken diğerleri kafa karışıklığıyla güçsüzleşiyor?