.. kılığın tepeden tırnağa kadar hatalı. Oldukça eski bir tweed eteklik giymen icab ederdi. Kirli bir yeşil veya soluk kahve renginde olmalıydı bu eteklik. Kaşmir bir kazak ile hırkanın da buna uyması icab ederdi. Başında fötr şapka, ayağında kaim çoraplar ve eski kunduralar ile gerçek bir taşra kıyafeti oluştururdu. Ancak bu suretle Lymstock sokaklarında kalabalığa karışabilir ve şimdiki gibi herkesin dikkatini çekmezdin.
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin,
Biraz Ayten sürüyorum, güzelleşiyor.
Şarkılar söylüyorum,
Şiirler yazıyorum Ayten üstüne.
Saatim her zaman Aytene beş var,
Ya da Ayteni beş geçiyor.
Ne yana baksam gördüğüm o,
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor.
Bana sorarsanız mevsimlerden Ayten'deyiz,
Günlerden Aytenertesidir.
Odur gün gün beni yaşatan,
Onun kokusu sarmıştır sokakları,
Onun gözleridir şafakta gördüğüm,
Akşam kızıllığında onun dudakları...
Başka kadını övmeyin yanımda, gücenirim.
Ayteni övecekseniz ne alâ, oturabilirsiniz.
Bir kadeh de sizinle içeriz, Ayten'li.
İki laf ederiz.
Onu siz de seversiniz benim gibi.
Ama yağma yok Ayten'i size bırakmam.
Alın tek kat elbisemi size vereyim,
Cebimde bir on liram var,
Onu da alın gerekirse.
Ben Ayteni düşünürüm, üşümem.
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar.
Parasızlık da bir şey mi?
Ölüm bile kötü değil Ayten'sizlik kadar.
Hulâsa bu oda Abdüsselâm Beyin kalbi gibi bir şeydi. Bu iyi ruhlu adamın yanında bizi o kadar huzursuz kılan şeyin ne olduğunu ancak bu odaya bir kere olsun girenler anlayabilirdi. Çünkü bu üst üstelik, yarattığı zaman dışılıkta, eşyanın kayıtsızlığını yok etmişti.
Orası birikmiş ayrılıkların, üst üste yığılmış ölümlerin, hâtıra ve unutulmaların odasıydı. Yaşayanlar bile orada kendi çocukluklarının, ilk gençliklerinin ölümünü seyrediyorlardı.