Halil İbrahim Tüzün

Halil İbrahim Tüzün
@Dxlife
Dini nesiller, kadınların mutsuz kaderine damgasını vurmuştur. Hristiyanlık için geçerli olan şey diğer dinler için de geçerlidir. Eski bir Yahudi duası vardır: “Tanrım, beni kadın olarak yaratmadığın için sana şükürler olsun.” Bazı Müslüman ülkelerinde kadına uygulanan baskı aşırı ölçülere ulaşmıştır: İranda ya da daha da kötüsü Afganistan’da olduğu gibi. Hindistan’da yüzlerce yıllık bir Hindu geleneği, dul kadınları, kendilerini kocalarının cenaze ateşinde yakarak kurban etmeye mahkum eder. Kadının çağlar boyu süren köleliğinden kurtuluşu bu nedenle dinle doğrudan çelişmektedir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Var olmak farkında olmaktır
Bu yaşamın hızla uçup gittiğini ve bizim ve sevdiklerimizin daima burada olmayacağımızı bilmek, Bir umutsuzluk nedeni olmaktan çok, Bizlere tutkulu bir yaşam sevgisi ve her şeyi daha iyi yapma Arzusu aşılamalıdır. Her çiçeğin sormak için doğduğunu ve bir anlamda açmanın geçiciliğinin O ona trajik bir güzellik verdiğini bilmekteyiz. Fakat doğanın her ilkbaharda yeniden canlandığını, O yaşayan her şeyin Özü olan doğum ve ölüm sonsuz döngüsünün yaşama acı-tatlı tadını veren şey olduğunu, komedi ve trajedinin, kahkah ve gözyaşlarının yaşamı insani duyguların zengin mozaiği O haline getirdiğini de biliyoruz. Bu bizim insan olarak kaçamayacağımız kaderimiz. Çünkü bizler tanrı değil insanız ve insanlık durumumuzu kabul etmeliyiz. Tanrılar karşısında dezavantajlarımız var, bizler ölümlüyüz. Ama Onlar karşısında avantajlarimızda var; onlar sadece bedensiz hayal Ürünleriyken, Bizler etimizle kanımızla gerçekten varız.
Sayfa 178
Yaşam - Ölüm
Yokluğun
Nerdesin? Meğer ne doldurulmaz bir derinlikmiş yoklu­ğun. Kaderde bu sensizlik de varmış. Her insanın yüzünde sa­na benzeyen bir şey aramak da varmış. Sesini duymak varmış şarkılarda, bütün kitaplarda seni okumak varmış. Meğer ne da­yanılmaz bir şeymiş yokluğun. Kağıtlara seni yazmak varmış, renk renk düşünmek varmış seni, çiçek çiçek koklamak varmış. Artık hiç yazmasan da olur hiç gelmesen de. . . Meğer ne türlü bir ölümmüş yokluğun. Bir daha nerdesin demiyceeğim. Bendesin artık. Dudak­larımın değdiği kadehlerdesin. Serin yağmurlar getiren bulutlar­dasın. Kah denizlerdesin. kah rüzgardasın. Uzaktasın, ama yine bu şehirdesin. Gittiğine inanmıyorum. Gel demiyeeeğim.
Duygu ve Düşünce
642.Gün
Ilk defa göz göze geldiğimiz anı hatırlıyor musun? Kaçamak bir buluşmaydı bu gözlerimizin. Seni istiyordum, biliyordun... Bakışların duygulu, anlayışlıydı, özlemliydi zaman zaman. Bakışların bir şarkı söylüyordu hiç bilmediğim. Seni dinliyordum, bakışlarını dinliyordum. Dağbaşında apansız karşıma çıkan bir pınardı sanki gözlerin. Eğilip su içmek istiyordum kirpiklerinin arasından. İçimde yaktığın ateşi söndürmek istiyordum. Ama o ateş gitgide büyüdü işte! Şimdi biraz da sen yan artık, benim yanacak yerim kalmadı. inanamıyorum, sen var mısın? İnanarnıyorum bir türlü. Tuttuğum elierin mi? Öptüğüm dudakların mı? Kim bilir? Belki de yoksun, ben bir rüya görüyorum, biraz sonra uyanacağım. Her şey ansızın silinecek. Ne saçların kalacak ortalıkta, ne gözlerin. Yine kalıredici yalnızlığıma döneceğim. Biraz daha yıkılmış, biraz daha sensiz. O gün ilk defa seni gördüm. Düşün sen dünyaya geleli· beri kaç yıl geçmişti aradan. Düşün ne kadar çok özlemiştim seni? öyleyse hiç gitme, ne olur? Vereceğin her kedere razıyım. Acıların en büyüğünü sen tattır bana, zehirlerin en şiddetlisini senin elinden içeyim. Ama gitme ne olur? Dudaklarım kurumuştu, içim yanıyordu. Suya hasret, kurumuş bir ot gibiydim. Yağmur olup yağdın üstüme, yeşerdim, filizlendim. Sonra güneş oldun, hayat verdin bana, koku verdin, renk verdin. Şimdi bırakıp gidersen bir daha ve son defa yine kuruyacağım, dağılıp toz olacağım anlıyor musun? Çünkü senden sonra kimse gelmiyecek, biliyorum. Kimseler çalnuyacak kapımı. Gidersen beni bana mahkum edeceksin, keşke ölsem diyeceğim o zaman, keşke ölsem! Şimdi sendeyim, seninleyim, seni yaşıyorum. Beni bana bı· rakma! Senden bir parçayım artık, belki de baştanbaşa sen oldum farkında değilsin. Beni bana bırakma! Sen olduğun için mutluyum. Sen olduğum için de. İstersen ben
Hasret
Beşinci Mektup
Senden hiç ayrılmamak vardı. Zamanı durdurmak, bütün saatleri parçalamak vardı. lsyan içindeydim. Neydi bu çaresizlik? Bizi çepçevre saran bu dört duvar neydi? Bir ara Tanrıyı düşündüm, peygamberleri, dinleri, kitapları düşündüm. Boş inançlarımız mıydı çaresizliği yaratan? O bizim eserimiz miydi? öyleyse neden bizden büyüktü, güçlüydü? Bunca yıl neyi aramış. kimi özlemiştim? Madem ki benim olmıyacaktın neden seni karşıma çıkardılar? Kim yaptı bunu? Bu kötülükler kimin eseri? Tanrının işi yok da bizi mi görsün? öyleyse kime inanacağız? O kitaplar ki sabırdan bahsediyor. Ama ne kadar? Nereye kadar? O dinler ki duadan bahsediyor. Kime, niçin ve ne zaman? O peygamberler hiç sevmerliler mi? Ben sana inanıyonım kitaplara değil. Ben seni istiyorum. Dua değil, Sabır değil. Artık gideceksin, biliyorum, vakit geç oldu. Yatakta izin kalacak, havada kokun ve yastığın üzerinde bir iki tel saçlarından. Telaş içinde giyinmeğe başlıyacaksın. ((Çoraplarında eğrilik var n diyeceğim, düzelteceksin. Dudaklarını boyarke n, eğilip ensenden öpeceğirn. İçin sevgiyle dolacak. Gözlerin ışı! ışı! «Üzülme, üzülme diyeceksin, yine geleceğim. ıı Ya gelmezsen? Hayır hayır geleceğine inanıyorum. Fakat yine gideceksin. Yine gideceğini bilrnek kötü. Dayanılmaz bir şey bu. Hatırlıyorum; elini uzattın, ((Allahaısmarladıkıı dedin, gittİn. Gözden kayboluncaya kadar baktım arkandan, sonra kapıyı kapattım, bir başka kapı açıldı yalnızlığa. Yürüyerniyordum, oturarnıyordurn. Yattım, uyuyarnadırn. Sanki yerçekiminden kurtulrnuşturn, boşluktaydırn, ağırlığını kalmamıştı. Elinde, tam nabzırnın üzerinde bir saat işliyordu her şeyden habersiz. Çıkardırn, duvara çarptım, parçalandı ve durdu. Fakat sadece saatin sesiydi kaybolan. Yoksa zaman ilerliyordu
Hasret