Bir gün bir köyden geçiyordum. Çok ihtiyar doksanlık bir adam badem ağacı dikiyordu. 'Ee dede' dedim 'badem ağacı mı dikiyorsun?' O eğilmiş olduğu halde bana baktı ve 'Ben oğlum' dedi 'ölümsüzmüşüm gibi hareket ederim.' Karşılık verdim 'Bense her an ölecekmişim gibi davranırım!'
...
İki yol da sarp ve çetindi, ikisi de insanı doruğa çıkarabilirdi. İnsanın ölüm yokmuş gibi hareket etmesiyle, aklında her an ölüm olduğu halde hareket etmesi belki aynı şeydi ama o zaman bunu bilmiyordum daha.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Toplumlar ne yapacaklarına düşünerek karar vermezler Suzan. Yöneticiler onların yerine düşünürler. Sokaktaki insandan beklenen, seçtiği yöneticilerin arkasında durmasıdır o kadar."
Yirminci yüzyılın sözde enformasyon toplumu, belki de önceki yüzyılların tüm toplumlarından daha zayıf bir belleğe ve tarih bilgisine sahip. Sansür ya da bilgi manipülasyonu yüzünden değil, işittikletimizi, gördüklerimizi ve okuduklarımızı seçmemize izin vermeyen bir haber bombardımanıyla karşı karşıya bırakıldığımız için. O kadar çok haber var ki günlük yaşamımızda, adeta arka planda bir gürültü halini alıyor haberler. Tıpkı hızlı besin, hızlı seks, hızlı kültür gibi hızlı haber de totaliter nitelikte. Çünkü insanları artık ayrım yapamayan duyarsız bir toplum olmaya yöneltiyor.