Şule

Şule
B✧
Çıkalım; şehir, hatta banliyö dışında bir otel yaptıralım. Şu çamurdan, şu kaldırımdan, şu sefilden, şu şıklıktan, artistten, bardan, gazeteden, siyasetten, insan sürüsünden, sürünün göreneğinden sıyrılalım. Bu harp gürültülerinden, bu hoşnutsuzluktan, hatta hoşnutluluktan kurtulalım.
Reklam
'kabına sığmaz olunca bana koşardı eskiden, şimdi bunu yapmıyor; kırgın. kırgınlığının nedenini çözemiyorum bir türlü, artık gözleri çok uzaklaştı, okunmuyor. Hasan Ali Toptaş
1) KÖY ENSTİTÜLERİ MESELESİ
Kimine göre Türk aydınlanması kimine göre fitne çukuru. Ama herkesin hemfikir olduğu bir gerçek varsa o da Köy enstitülerinin Türk Tipi olduğu ve çok sayıda başarılı insan yetiştirdiğidir. 17 Nisan 1940 yılında kurulan, Köy Enstitüleri’nin kuruluşundan bu yana 79 yıl geçti.Cumhuriyet çocuklarıydı onlar. Tarıma, bilime, üretime en çok da özgürlüklerine düşkündüler. Tam da Ataturk'ün hayalindeki nesildi onlar Hep bir ağızdan Ziraat Marşını söylüyorlardı ; Sürer, eker, biçeriz güvenip ötesine, Milletin her kazancı, milletin kesesine, Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine, Toprakla savaş için ziraat cephesine. Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz. Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz. Türkiye’nin bu yarım kalmış gelişme öyküsünü iyi okuyun, çünkü bu hepimizin hikâyesi… Atatürk’ün 1935 yılında Saffet Arıkan’a (Milli Eğitim Bakanı), askerlikleri sırasinda okuma-yazma öğrenmiş çavuşlardan eğitmen yetiştirmesini önermesiyle başlar. Osmanlı daha yeni Kurtuluş Savaşı’nın pençesinden çıkmış ve yaklaşık 16 milyon insandan yüzde 75’i köylerde yaşıyor. Halkın çoğunluğu, yani 13,5 milyonu okuma-yazma bilmiyor (yüzde 92’si kadın olmak üzere). 40 bin köyün sadece 5 bininde okul ve öğretmen var. 1 milyon 700 bin çocuktan sadece 300 bini okula gidebiliyor. İşte bu kırsal kesimin çocuklarını yerinden yurdundan ayırmadan eğitilmelerini amaçlayan, köylere aydınlığı taşıyıp, dönemin zor ve olumsuz şartları dahilinde köylere öğretmen yetiştirip, cehalete karşı açılan en büyük savaştı Köy Enstitüleri. Atatürk’ün himayesi altında, 1936’da Enstitülerin ilk adımı olan “Eğitim Kursları” açılır. Saffet Arıkan bunun üzerine köyde eğitim konusunda bilgi ve yeteneğine güvendiği Ismail Hakkı Tonguç’u İlköğretim Müdürlüğü’ne getirir. Daha sonra bu çalışma Hasan Ali Yücel’in (1938
Eğitim
Sana benzerdi ay, gülümsese. Güzel bir şeyle aynı izlenimi bırakıyorsun, ama yok edici.