Orada oturmuş bizler için gecenin sesini simgelemeye başlamış olan bu müziğe kulak verirken ülkenin bir ucundan ötekine yayılmış arkadaşlarımı ve koşturup didindikleri sırada aslında nasıl da aynı devasa arka bahçede dolandıklarını düşündüm.
Hayatım boyunca ilgimi çeken insanların peşinden gittiğim gibi ayaklarımı sürüye sürüye peşlerinden gittim çünkü sadece çılgınlar çeker benim ilgimi yaşamak için çıldıran konuşmak için çıldıran her şeyi aynı anda isteyen asla esnemeyen ya da beylik laflar etmeyen…
Ben o zamanlar bir gün gelip öleceğini aklımdan bile geçirmediğim Atatürk’ün öncülüğü ve rehberliğiyle bu ideal Türkiye’ye 20 yıl içinde varacağınızı umuyordum şimdi o 20 yıl üstünden bir 20 yıl daha geçmiş bulunuyor fakat biz sosyal kültürel ve ekonomik devrim şartları bakımından hala romanımın ikinci bölümünde verdiğim ve karikatürünü yaptığım Ankara’nın içinde tepinip duruyoruz.