Ebru Öz

Ebru Öz
@Ebruozz
Çukurova Üniversitesi
5 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
“Bana tek bir kişi gösterin ki, huysuzluğunu kendisine saklayıp, çevresindekilerin huzurunu kaçırmasın. Öyle biri yok! Bu huysuzluk, saçma bir gururun neden olduğu kıskançlığın eşlik ettiği içsel bir mutsuzluktan kaynaklanıyor. Bizim aksimize mutlu olan insanlar görüp, buna katlanamıyoruz.”
Edebiyat
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Belirli kurallara göre sevmek, en iyi benliğini önceden tasarlanmış şekilde eğlendirmek, tanrılara uygun biçimde tapınmak, şeytanla ustaca dalavere çevirmek, sonra bütün anılar silinmişçesine her şeyi unutmak. Bir gerekçeyle tahayyül etmek, dikkatle düşünmek, tatlı bir biçimde hoşnut olmak, acılara asilce katlanmak- sonra, kadehini bir sonraki gün dolduracakmışçasına boşaltmak. ... Kusursuz bir dünyadır bu, dört dörtlük bir dünya, en yüce mucizelerin dünyası, Tanrının bahçesindeki en olgun meyvedir, evrene hükmeden bir düşüncedir. Fakat doymak bilmeyen bir tutkunun yeşil tohumu, ne doğuya ne de batıya egemen şiddetli bir fırtına, alev alev yanmış bir gezegenin afallamış bir parçası olan ben neden buradayım, ey Tanrım? Yitik ruhların tanrılar arasında kaybolan tanrısı, ben neden buradayım?
Edebiyat
İnsanî bir kaos, karışık cevherlerden müteşekkil bir bulutsu olan ben, dört başı mamur dünyaların arasında geziniyorum. Eksiksiz yasaları, sıkı düzenleri, uyumlu düşünceleri, düzenli rüyaları ve kabul görülüp kayda geçirilen görüşleri olan insanların dünyasında yaşıyorum. Ey Tanrım, onların erdemleri ölçülüdür, günahları da tartılıdır. Hatta ne bir günahtan ne de erdemden ibaret olan loş alacakaranlıktan geçen onlarca şey bile kaydedilip listelenmiştir. Burada, gündüz ve geceler, mevsimlere bölünmüştür ve kusursuz bir doğruluğun kuralları tarafından yönetilir.
Edebiyat
Onun bilmediği cazibeleri ve bildiği cazibeleri, yumuşak sesi, dost gülüşü, istediği zaman insanın içine arzunun cinayet kadar kırmızı, ateş kadar yakıcı ve sonra garip şey, eski camilerdeki o renkli camlardan hafız sesleriyle beraber dökülen ışık kadar ruha ait şeylerle dolu iksirini akıtan başkaları vardı. Onun arkasında mahremiyetine girmek istediği bir ömür ve bu ömürle birleşecek kendi ömrü vardı. Böylece kaç dağın rüzgarı, kaç nehrin ve çeşmenin suyu, kaç hasret ve sonsuzluk birleşecekti.
Bir kadını olmak, bir kadın tarafından sevilmek o kadar tabiî bir şeydi. Kendisinden yüz binlerce sene evvel başlayan bir tecrübe idi. Fakat ölüm gibi, hastalık gibi, ancak şahsımızda duyduğumuz zaman tamamlanan bir tecrübe... Belki de böyle olduğu için bizi kendi içimizde etrafımızdan ayırıyordu.