Büyük anne, Büyükbabanın sevdiği turuncu, yeşil, kırmızı ve altın renkli elbisesini giymişti. Bir not yazmış ve göğsüne iğnelemişti. Şöyle yazıyordu:
"Küçük ağaç,
Gitmeliyim. Ağaçları hissettiğin gibi bizi de hisset. Seni bekleyeceğim. Bir dahaki sefere daha iyi olacak. Her Şey yolunda."
Mehmet GörmezCahit ZarifoğluRasim ÖzdenörenSezai Karakoç Diyanet işleri eski başkanı Mehmet Görmez, Sezai Karakoçla olan anısını anlatıyor:
Dedim ki efendim bu sene sizi hacca götürsek? Hiç düşünmeden Sezai Karakoç Hac bana farz değil, dedi. Olsun efendim nafile olsun götürelim dedim. Farzlar varken nafile yapılmaz, dedi. Efendim farz derken diye sorunca “İslam ümmetini birleştirmek” cevabını verdi. Ben biraz daha ısrar edince “Bizim topraklara pasaportla gitmek istemiyorum. Ahirette de mazeret olarak bunu söylerim.” dedi.
Bunu söylemek hep ağrıma gitmiştir. Şuradan bir öğrenci !
''Yani sevgili şoför amca, ben zavallı bir öğrenciyim, bu sene dördüncü kez üniversite sınavına giriyorum, ailemin aylık geliri de pek yüksek sayılmaz. İşte bu yüzden indirimli yolculuk etmek zorundayım, kusura bakma olur mu? Zaten dershane masrafları falan. Ulan ne iş be. Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştayım ve dershaneye gidiyorum. Enlem. Boylam. Sinüs. Kosinüs. Sıfat. Zamir. Ahh ah. Beni bu hallere düşürenler utansın."
Kitap zekayı kibarlaştırır. Hassasiyetimizi ve düşüncemizi ancak kendi içimizde, zihni hayatımızın derinliklerinde geliştirebiliriz. Ama zekanın tavırlarını efendileştirmek için okumak zorundayız.