Yaptığı iyiliği başkaları duysun diye,kendisine daha fazla değer verilsin diye yapan, doğruluğu dillerde dolaşmak şartıyla doğru olan adamdan pek hayır gelmez.
İnsan ne bir melek,ne bir şeytan,ne de cansız bir taştı;o iyilik kadar kötülük de yapabilecek nitelikteydi,ama aynı zamanda kötü eğilimlerini ve tutkularını kontrol edebilecek bir akla da sahipti.
Kısacası,o dönemde nereye bakılırsa bakılsın,dünyanın her yöresinde sadece savaşlar;ırk,renk,dil,din ve bölge farklılıkları nedeniyle sağduyudan yoksun önyargılar;halkın geriye kalanı hiçbir şeye sahip olmazken servetin birkaç zengin arasında dengesiz dağılımından kaynaklanan koyu sefalet göze çarpıyordu.İnsanlar,aynı çiftin,Adem ile Havvanın soyundan geldiğini unutmuşlar ve kardeşler arasında güdülen kin onları hayvanlardan daha aşağı düzeye getirmişti.Çoğu,kurtlara özgü materyalist bir hayat yaşıyordu.Kimileri ise kendilerini manevi etkinliklere yöneltmek için,dünyadan el etek çekmişlerdi;bunlar da melekleri andırıyorlardı,ancak bunun yararı sadece kendilerine idi ve insan toplumu bundan neredeyse hiçbir yarar sağlamıyordu.Her iki kesim de,insanın hem beden hem de ruhtan meydana geldiğini unutmuşlardı.Öyleyse insanların yöneleceği belli bir yöne,kendisine maddi ve manevi olmak üzere her iki yolu da gösterecek ve insanın bu iki görünümü arasında bir bağ,bir denge oluşturarak ona ,kendisini dengeli bir biçimde geliştirme imkanı verecek umumi bir rehber niteliğinde bir ''din''e ihtiyacı vardı.