"Bir ülkeye hem senin gibiler, hem benim gibiler bir arada sığmaz. Zenginle fakir, hırsızla dürüst sığmaz aynı yere. Hem aça hem toka hiçbir yer yetmez"
Sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan ve yeni bir toplumsal sınıf olan "İşçi sınıfını konu alan Germinal, ayrıca işçi sınıfını anlatan ilk eser olma özelliğide taşımaktadır.
Germinal, 1860'lı yıllarda Fransa'nın kuzey bölgesinde yaşanan Montsou Kömür Ocaklarındaki kömür işçilerinin vermiş oldukları mücadeleyi realist bir bakış açısıyla anlatır.
Yazar sosyal adaletsizliğin yanında sosyolojik olarak toplumu da çok çarpıcı bir şekilde anlatmıştır. Bu bağlamda işçi mahallelerindeki yaşamlar anlatılır. Eğitimsizlik, işsizlik, sefalet, ahlaki çöküntü aile içi şiddet, taciz, istismar, çocuk işçiliği gibi birçok olumsuz durumlarla karşılaşıyoruz.
Germinal benim için beğendiğim ve etkilendiğim eserler arasında yerini aldı. Son olarak beni etkileyen noktalardan biri de kömür ocağında çalışanların çalışma koşulları ve ocakta yaşanan kaza sonucu çaresizlik içinde kalan işçilerin durumu oldu. Karanlıkta, çaresizce ölümü beklemeleri.. Madencilerin "Ölüm geldi mi, lambayı söndürür" ünlü sözünü tam anlamıyla hissettiren bölüm..
GerminalEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201914,3bin okunma
Tolstoy'un, büyük araştırmalar yaparak yazdığı eser, 1804’lerde başlayan Rusya’nın Fransa ile olan savaşlarını ve devamında gelişen olayları yazar, bir sanatçı gözüyle anlatmaktadır.
Aslında kitap, iki farklı bölümde ilerliyor bir tarafta cephede yaşananlar, askeri ve siyasi olaylar diğer tarafta ise daha çok dönemin sosyoekonomik özelliklerinin verilmek istendiği, yüksek çevrede bulunan dönem insanlarının yaşayışlarının anlatıldığı bölüm.
Benim için nasıl bir okuma yolculuğu olduğuna değirsek. Bu eseri okuyupta karakter çokluğuna değinmeyen azdır sanırım Evet başlarda karakterlerin çok olması kafa karıştırıyor kim kimdi? gibi sorular içinde kalıyorsunuz. Yalnız kitap ilerledikçe belli başlı ana on karakterle yola devam ediyorsunuz ve bu karmaşa da bir süre sonra ortadan kalkmış oluyor. Beni yoran diğer bir konu ise çok fazla Fransızca konuşmaların olması sürekli uzun dipnotları okuyarak devam etmek. Yazarın neden bu kadar çok Fransızca konuşmalara yer verdiğini anlayabiliyorum çünkü yazarın anlatmak istediği karakter, Fransızca konuşmanın bir ayrıcalık sayıldığı yüksek kesimi temsil ediyor ne kadar bu durumu bilsem de yorucu geldiği fikrini değiştirmiyor..
Eserin ilk yarısı saydığım sebeplerle sıkılmama sebep olsa da ikinci yarıdan itibaren daha fazla keyif aldığımı söyleyebilirim. Özellikle yazarın, tarihi olayları değerlendirmeleri, savaşın anlamsızlığı ve sebepleri, iktidar, özgürlük gibi konular üzerine yazdığı bölümler benim için en can alıcı ve etkileyici bölümlerdi. Kitaptaki ana karakterlerin, yazarın felsefi düşünceleri içinde, kendini bulma yolculuğu, değişimleri psikolojik tahlilleri bir diğer beğendiğim noktalardan oldu.
Sonuç olarak ne kadar yer yer sıkılsam da iyi ki okumuşum dedim