Ben hayatta kendime bir yol bulamadım, yapamadım da, mevcutlara giremedim de. Tırmanamadım da, büsbütün aşağı yuvarlanamadım da. Anlatılan, görünen, gösterilen şeylerin yol oluşu bana inandırıcı gelmedi. İnandırıcı gelmemek bir yana varlığı bana yokluk geldi, yokluğu varlığa kanıttır diye yokluğunu ikrar etmek varlığına tanık tutulurum diye bana hepten perişanlık geldi.
Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi.
Zaman kavramı benim için bir başka değer de taşıyordu, bir dürtüydü ; hayatım boyunca ara sıra kısa aydınlanmalar halinde, hayatı gözümde yaşanmaya değer kılan şeyi başarmak istiyorsam, işe koyulmam gerektiğini bildiriyordu bana.