Romanı bitirdiğimde aklıma Tanpınar'ın "Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona
mutlaka türkülerden gitmelidir" sözü gelmişti.Hasan Ali Toptaş da bu söze uymuş belli ki.Romanda adeta türkü formunda ilerleyen hüzünlü bir anlatım söz konusu. Adım adım ölüme yaklaşan babaya merhamet duyan bir ailenin yaşadıklarını, evin yazar oğlunun gözünden anlatan romanda türkülerle ağlanıp türkülerle gülünen samimi bir atmosfer oluşturulmuş.(Tabii bende Gölgesizler in yeri her zaman ayrı olacak :-) )
Romanın dili, anlatının ritmi, kullanılan sentaks, kişilerin minyatürleştirilmiş evreni ve esere egemen akıldışı dünya üzerinden, Orta Asya Türk inanışlarına kadar uzanan kültürel bir olay, bir tür Deli Dumrul bilinci ...
Şunu anlayın ki, asıl korkunç olan artık köpek kalbi değil , insan kalbi taşıması. Yani doğada var olanlar arasında en rezili...
Hiciv sanatının güzel bir eseri olan ve okuması çok rahat Bulgakov'un bu eseri Sovyet Rusya'sını Gogol'a yakın bir mizahla eleştiriyor. Yazarın insan bağlamında topluma ve var olan sisteme karşı takındığı tavır manidar.Bunca zaman insan kelimesine yüklediğimiz anlamı tekrar düşünmeye sevk ediyor.Kısaca şunu diyebilirim ki eserde insan üzerine yapılan ideolojik ve psikolojik baskının sonuçları mizahi bir üslupla dile getirilmiş.