Edebiyatımızda modernizmin ve avantgarde’ın en önemli temsilcilerinden Oğuz Atay, ölümü üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra bir ‘efsane yazar’ haline geldi. 1970’li yıllarda okuruna ulaşamamaktan, okurunu bulamamaktan yakınan ve “Ben buradayım sevgili okuyucum sen neredesin?” şeklindeki o incecik arayış sorusunu sorarak yüreğimizde iz bırakan Oğuz Atay, ölümünden otuz yıl geçtikten sonra, 2000’li yıllar içinde yeniden keşfedilmeye başlandı. Öncülerin kaderidir bu; yaşadıkları ve eser verdikleri dönemde, ne yazık ki pek iyi anlaşılamazlar. Sanatta çoğunluğu oluşturanlar, belirli kalıplar içine sıkışıp sanat üretmeye ya da alımlamaya çalıştıkları için, bu kalıpların dışında yazanları reddeder, dışta tutar ve yalnızlığa terk ederler. Yalnız bırakılmanın ve anlaşılamamanın kırgınlığı vardır, erken ölümlü bir yazar olan Oğuz Atay’ın satır aralarında.
Oğuz Atay'ın bu öykü kitabından bahsedecek olursak; Kitap, 8 farklı kısa öykülerden oluşuyor. ‘Beyaz Mantolu Adam’ ile başlayan kitabımız ‘Demiryolu Hikayecileri – Bir Rüya’ hikayesiyle bitiyor.Hepsi ayrı güzel, hepsi ayrı ayrı içinize işlemeyi biliyor.Benim en sevdiğim hikayeler; ‘Unutulan’, ‘Babama Mektup’ ve kitabın son hikayesiydi.Ayrıca, ‘Ne Evet Ne Hayır’ hikayesindeki var olan mizah çok güzeldi.
kahramanlarımız hep toplum tarafından dışlanmış, iç dünyası bambaşka kişiler. Genellikle, onların alaycı bir şekille korkuyu algılayışını görüyoruz. Daha önce Oğuz Atay okuduysanız bu tanımım size tanıdık gelecektir.
Hatta, kimi zaman toplumun var olan bazı alışkanlıklarını tarafsız bir şekilde gözler önüne serip iyi bir eleştiri okuyoruz.Herkese keyifli okumalar diliyorum.