Tabiatta şöyle bir karışma da görülür: Ressamlardan öğreniyoruz ki ağlarken gülerken yüzümüzde beliren çizgiler ve hareketler aynıymış. Gerçekten, resim henüz bitmeden bakacak olursanız çehre ağlayacak mı, gülecek mi bilemezsiniz. Daha garibi var: Gülme son haddine varınca gözyaşlarıyla karışır.
Zaten saatle insanı birbirinden pek ayırmazdı. Sık sık, “Cenab-ı Hak insanı kendi sureti üzere
yarattı; insan da saati kendine benzer icat etti…” derdi. Bu fikri çok defa şöyle tamamlardı: “İnsan
saatin arkasını bırakmamalıdır. Nasıl ki, Allah insanı bırakırsa her şey mahvolur!” Saat hakkındaki
düşünceleri bazen daha derinleşirdi: “Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır… Bu da
gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur!”
Sahibinin en mahrem dostu olan, bileğinde nabzının atışına arkadaşlık eden, göğsünün üstünde
bütün heyecanlarını paylaşan, hulâsa onun hararetiyle ısınan ve onu uzviyetinde benimseyen, yahut
masasının üstünde, gün dediğimiz zaman bütününü onunla beraber bütün olup bittisiyle yaşayan saat,
ister istemez sahibine temessül eder, onun gibi yaşamağa ve düşünmeğe alışır.
Stresin aksine coşku da yüksek bir enerji frekansı vardır ve evrenin yaratıcı gücü ile titreşir .Ralph Waldo Emerson bunu şöyle ifade etmiştir:" Hiçbir büyük şey coşku olmadan başarılamaz ." İngilizce coşku anlamına gelen *enthusiasm* kelimesinin antik Yunanca *en* ekinden ve Tanrı anlamına gelen *theos* kelimelerinden türemiştir. Bununla ilgili olan *enthousiazein* kelimesi "Tanrı tarafından ele geçirilmek" anlamına gelir. Aslında kendi başınıza yapabileceğiniz hiçbir önemli şey yoktur .Uzun süren coşku, bir yaratıcı enerji dalgasını bu dünyaya getirir ve bütün yapmanız gereken "dalgaya binmek"tir.