Hayatımdan aldığı 15 günlük zaman helal olsun. Eğer daha önce Orhan Pamuk romanı okuduysanız, detayları seviyorsanız, akşamdan sabaha biten macera yüklü ergenlik kokulu romanlardan hoşlanmıyorsanız siz de pişman olmazsınız.
Kurgu yönünden şahane bir eser. Gerek olaylar gerek karakterler yönünden çok ince düşünülmüş, uzun yıllar planlanmış olduğu belli. Sizi gerçekten ama gerçekten 1901 yılına ve vebalı Minger adasına götürüyor.
Kitapta aforizma yok, dil oyunu yok, dönemin resmi dilinden kaynaklanan birkaç eski kelime var. Cümleler uzun , bazen iki kere okumak zorunda kalıyorsunuz. Ancak özellikle parantez içinde fazlaca tekrar edilen bilgiler var. Detaylar bazen okuyucuyu zorluyor, çok akıcı olduğunu söylemek zor. Detay fazla hatta bazen gereğinden fazla.
1800lerden itibaren batılılaşmak isteyip de bunu bir türlü yapamayan 160 yıldır nerdeyse her alanda -mış gibi yapan bir devleti ve milleti iyi yansıtmış.
Tahttan indirilmekten ve öldürülmekten korktuğu için bir milletin yarısını muhbir yapan Sultan Abdülhamit'i , dönemin yerli yöneticilerini pek de iyi geçirmiyor. Onları işkenceci, ırkçı , bazılarını rüşvetçi olarak gösteriyor.
Bence eserin en başarılı yanı salgını anlatması değil, salgına karşı tedbirlerin, karantinanın neden başarılı olamadığını anlatmasıdır. Tıpkı bugün olduğu gibi cahil halk ve çıkarcı esnaf her yoldan karantinayı delmekte, önemsememekte, tedbir almamaktadır. 120 yıl önce geçmesine rağmen dünya çapında bir salgının içinde olduğumuz şu günlerde aynı sebepler yüzünden bir çıkıp bir inen rakamlar, açılıp kapanan iş yerleri, hastalığı takmayanlar yüzünden yitirilen binlerce can aslında pek de ilerleme sağlanmadığını gösteriyor.
Eserde dolaylı yoldan Sultan'ın muhalifleri öldürttüğü, Ermeni, Kürt ve Yunan katliamı yaptığı, devletin Hristiyan tabaaya