"Siz insanlar," dedim, " her şeyden evvel 'bu deliliktir; bu akıllılıktır, bu iyidir, bu fenadır' demeden laf edemez misiniz? Bu ne demek Tanrı aşkına? Herhangi bir vakanın asıl sebeplerini hiç derinleştirip anladınız mı? O olayı doğuran, doğurmasından kaçınılmayan sebepleri aradınız, taradınız mı? Eğer bunu yapmış olaydınız hükümlerinizi bu kadar çabuk vermezdiniz."
Azgın suratlı, bereli adamlar, gözleri velfecr okuyan, camiiden Allahla yaman bir dövüşten çıkmışcasına, yüzlerinin olanca nurunu orada, içerde bırakmış çıkan insanlar, mümin mi bunlar, bu öfkeden bastıkları yeri çatlatanlar, bunlar mı mümin? Kuşlar da başlarını alıp gittiler, çoktaan...
"Kabile bizim çağdaş buluşlarımızı eleştirmiyordu. Onlar, insanlığın aynı zamanda bir ifade, yaratıcılık ve serüven oluşunu kutluyorlardı. Ne var ki, bilgiyi aramaya çıkan mutantların işe girişmeden, 'Evrenin her yanındaki yaşamın hayrına ise...' cümlesini söylemeye gereksinimleri olduğuna inanıyorlardı."
...ve insan yürekleri böyle olur. Ulaşmaya layık olmadıklarını ya da ulaşamayacaklarını sandıkları için en büyük düşlerini gerçekleştirmekten korkarlar.