"Kendi hayatımın bulmacası ise öylece kaldı. Bir sürü boş kutu, bir sürü cevapsız soru... Soldan sağa, yukarıdan aşağıya bütün karelere tek tek doldurabileceğim, bir kucak hüzünlü kelime."
“Kötü şeyler, insana asla sahip olamayacağı bir deneyim yaşatır ve acı da olsa bir tecrübe katar. İnsanı olgunlaştırır, hayatın tozpembe duvarlarını gerçek renklere boyar. Gözünün açılmasını sağlar ve bir daha asla aynı acıyı bir kez daha yaşamana izin vermez. Çünkü artık hata yaptığında bunun sana neye mal olacağını bilirsin, ona göre davranırsın.”
Hayat yolculuğum…
Her insan hayat yolculuğunu güzel bir şekilde anlatmak ister. Güzel şeyler ise bazen mümkün olmayabilir. Hayat bizlere güzellikler sunarken yanında acı, hüzün, göz yaşlarını da üzerine serpiştirir! Belki küçüklüğün verdiği tatlılıktı belki de çocukluğun vermiş olduğu masumiyetti ama gün geçtikçe insan her şeyi daha iyi anlamaya başlıyor.
Hayatın cilvesi mi desek? En derinlere kadar işleyen duygularımızın içimizi nasıl cız ettiğini öğrenmeye başladığımız andan itibaren, bizi yalnızlaştırmaya iten bir toplumla mücadele ile baş başa kaldığımız anlarda ne kadar çok sevildiğimizi ve sevilmediğimizi fark edebiliyoruz! Zorlu mücadele içerisinde ne kadar çabalarsak çabalayalım hayatın ve onların direttiği konuları kendi dilimizde anlatamayacağımızın farkına varıyoruz… Oysa bizler onlar için elinden geleni yapan küçük bireylerdik!
"Güneş batarken sanki kalbine kurşun yemiş bir ceset gibi etrafına kızıllıklarını saçıyor. Damarlarından süzülen her bir damla kan gibi gökyüzünü ala boyuyor. Kan göleti giderek yayılırken, renkler farklı duygulara bölünüyor. Çünkü bu bir intihar değil; âşık olduğu kişi uğruna verilmiş bir can gibi. Onu görebilmek için her akşam ölmesi, ertesi sabah yeniden doğması gerekiyor."