"bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir.. gider gelirdi.
bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği sarı-özek uzar giderdi.
coğrafyada uzaklıklar nasıl greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.
trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gelir gider.. gelir giderdi.."
---
- ne mi yapacağım? dua edeceğim, yasin okuyacağım, âdetlere uygun olarak kefene koyacağım...
- dua mı okuyacaksın? sen mi, boranlı yedigey mi dua okuyacak?
- evet ben! dua etmesini bilirim ben!
- yaa, altmış yıllık sovyet yönetiminden sonra hâlâ dua mı biliyorsun?
---
"zavallı çocuk! işte şimdi o baba da yoktu! en işe yaramaz ama hayatta olan bir baba, en ünlü ama ölmüş bir babadan bin kere daha iyidir."
---
"demek ki dünyada tuz-ekmek ve su kısmeti bu kadarmış."
---
"yedigey bunları düşünürken, bir yandan da yarı yarıya unuttuğu duaları tekrarlayıp hatırlamaya, tanrı’ya yönelteceği yakarışları bir sıraya koymaya çalışıyordu. çünkü, insan kalbinde, başlangıç ile son, hayat ile ölüm arasındaki çelişkiyi uzlaştıran, yalnız ve yalnız, bilinmeyen, görülmeyen tanrı idi. dualar işte bunun için okunuyordu. başka türlü tanrı’ya sesini duyuramazsın, niçin yaratıp niçin öldürdüğünü soramazsın ki! dünya kuruldu kurulalı insanlar böyle yaşıyor, pek razı olmasa da böyle katlanıyor kaderine. duaların var oldukları günden beri hiç değişmemesinin, hep ayni sözlerle tekrarlanmasının sebebi de, teselli bulup yatışmaları, boşu boşuna sızlanmamaları içindir. dualar, yüzyılların okşayıp parlattığı altın külçeleri gibi, dirilerin ölülerin başında söyledikleri en özlü, en süzme ve son sözlerdir. âdet, gelenek böyledir."
---
"sabahın şerri akşamın hayrından iyidir."
anadolu'da da sıkça kullanılan bir