"Bir öbeğin kıyısındaydı, sıradan bir sarı çiçek, Sigara yakmak için durmuştum, dalgın dalgın çiçeğe baktım. Sanki çiçek de bana bakıyordu, bilirsin ya, bu tür iletişimler ara sıra... Biliyorsun ne demek istediğimi, herkeste olur bu duygu, hani güzellik dedikleri şey. Hepsi buydu: Çiçek güzeldi, çok güzel bir çiçekti. Ve ben lanetlenmiştim. Çünkü günlerden bir gün ölecektim hem de temelli. Çiçek güzeldi, gelecekte insanlar için her zaman çiçekler olacaktı. Birden damdan düşercesine hiçi anladım, hiçliği demek istiyorum, hiç. Ben bunun huzur olduğunu sanmıştım, bir zincirin son halkası. Oysa ölecektim. Luc zaten ölmüştü, bizler için bir daha hiç çiçek olmayacaktı, bir daha hiçbir şey olmayacaktı, hiç ama hiçbir şey, hiçlik de buydu işte. Bir daha hiç çiçek olmaması. Kibirtin alevi parmaklarımı yaktı, acıttı. Bir dahaki alanda bir otobüse atladım, nereye gittiği vız geliyordu, nereye olursa olsun, bence hepsi bir. Derken deliler gibi dört bir yana bakınmaya başladım, her şeye bakıyordum, pencereden görülen her şeye, otobüsün içindeki herkese. Son durağa gelince indim, banliyölere giden bir başka otobüse bindim. O gün akşama dek bir otobüsten inip öbür otobüse binerek çiçekle Luc'u düşündüm, yolcular arasında Luc'a benzeyen, Luc'a ya da bana benzeyen birini arandım durdum, bir gün gene ben olacak, bakınca ben olduğunu bileceğim, ben, kendim olan birini bulmak sonra da yakasını bırakmak, bir şey demeksizin otobüsten inmek, onu bir bakıma esirgemek, şu zavallı aptal ömrünü şu enayi, boşuna ömrünü yaşayıp sürdürebilsin diye, ta ki bir başka enayi, boşuna ömür; ondan sonra bir başka enayi, boşuna ömür; sonra bir enayi, boşuna ömür daha..." Hesabı ödedim.