Yoğun sevilme, övülme, takdir görme çabasının insanların gözünde zaafa dönüşmeye başladığı nokta da budur. Sevilmek, başkaları üzerinde sahip olunan en büyük güç olarak zihinlerde anlamını bulmaya başladığında, gönüller de körleşmeye başlar.
Varoluşsal önemini keşfedememiş insan, başkalarına bağımlı hale gelir. Bu bağımlılık hali bir yandan da benliğini incitir. Varoluşsal değerini hissedebilmek için ötekilerin kendisini takdir edip sevmesine muhtaçtır. Ötekilerin onu sevip değer vermemesi ise yokluğun eş anlamıdır. Daha çok daha çok önemsenmek için kendini yüceltmek zorundadır.
Etrafındaki insanlar Kırmızı’yı hep uyumlu birisi olarak tanıdılar. Neden uyumlu olmasındı ki? Hayır diyemeyen, kimseye sorun çıkarmayan, kendisi hakkında iyi şeyler düşünülmesi için çırpınan bir insan nasıl uyumsuz olurdu ki? Kırmızı bir tek kendiyle uzlaşamıyordu.
Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. Fakat niçin bu istek bir imkansızlıkla birlikte gelmişti? Niçin hayatının en büyük arzusunu,şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerinde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz öldürmeye mecbur kalıyordu? Niçin.. Kimin için?..