Yoğun sevilme, övülme, takdir görme çabasının insanların gözünde zaafa dönüşmeye başladığı nokta da budur. Sevilmek, başkaları üzerinde sahip olunan en büyük güç olarak zihinlerde anlamını bulmaya başladığında, gönüller de körleşmeye başlar.
Varoluşsal önemini keşfedememiş insan, başkalarına bağımlı hale gelir. Bu bağımlılık hali bir yandan da benliğini incitir. Varoluşsal değerini hissedebilmek için ötekilerin kendisini takdir edip sevmesine muhtaçtır. Ötekilerin onu sevip değer vermemesi ise yokluğun eş anlamıdır. Daha çok daha çok önemsenmek için kendini yüceltmek zorundadır.
Etrafındaki insanlar Kırmızı’yı hep uyumlu birisi olarak tanıdılar. Neden uyumlu olmasındı ki? Hayır diyemeyen, kimseye sorun çıkarmayan, kendisi hakkında iyi şeyler düşünülmesi için çırpınan bir insan nasıl uyumsuz olurdu ki? Kırmızı bir tek kendiyle uzlaşamıyordu.