Metin şöyleydi:
Kepak-Tapa’nın gölgeli taşlarından Kara-Peta’nın kara ovasına uzanan geçit açıldığında, rüzgârlar uğuldar oldu. Yo-lun sonunda büyük sed yükseldi; ışığı yutan, sesi boğan ulu duvar.
Geçitten geçenler, ateşin izini sürerek kapıya vardılar. Kapı açıldığında dünya titredi; kadim mühür çözüldü, sesler sustu.
Sed, Zakar-Nayn’ın kudretiyle yeniden mühürlendi; mühür taşı derin karanlığa gömüldü.
Her kim o sedde el sürerse, yaklaşan gölgeye hazır ola.”
Benim yaptığım çeviri ise şöyle:
“Harput’tan Göbeklitepe’ye, oradan Mısır’a açılan kapı-dan geçerek geldiler. Dünyayı yerle bir ettiler.
Sonunda Zülkarneyn seddi mühürledi ve mühür taşını bu-lunmamak üzere gizledi.
Her kim seddi aşarsa, yaklaşan tehlikeye hazır olsun.”