Ölümlüler her an ölüyordu.
Hayatta ne kadar canlı,ne kadar parlak olurlarsa olsunlar, ne harikalar yaratırlarsa yaratsınlar, sonunda toza ve dumana dönüyorlardı.
Her büyü, yeni baştan tırmanılması gereken bir dağdı ve son seferden yanımda götürebileceğim tek şey, yapılabileceğini biliyor olmaktr
Israrla devam ettim. Çocukluğum bana bir şey kazandırdıysa, o da sebattı.
Yavaş yavaş daha iyi dinlemeye başladım. Bitkilerin içinde hareket eden özsuyu, damarlarımdaki kanı. Kendi niyetimi anlamayı, kesmeyi ve eklemeyi, gücün nerede toplandığını hissedip en yüksek seviyesine çıkmasını sağlamak için doğru sözcükleri söylemeyi. O an için yaşıyordum, her şeyin sonunda berraklastığı ve büyünün sonunda saf sesiyle benim için, yalnız benim için şarkı söyleyeceği o an için.
Sonra tıpkı bir yayın ok için bükülmesi gibi dünyayı kendi arzuma göre bükebileceğimi öğrenmiştim. Böyle bir gücü elimde tutabilmek için bin kat fazla angaryayla uğraşmaya razıydım.
Utanıyorum, öyle gelişmemiş bir düşünce ki bu, bir çocuğun elinin kendisine ait olduğunu keşfetmesi gibi bir şey.Ama o zaman öyleydim,çocuktum.
Düşünce şuydu: hayatım çamurdan ve derinlikten oluşuyordu ama ben o karanlık suların bir parçası değildim.
O suların içindeki bir varlıktım.