Bir insanda doğal olarak bulunan ve doruk noktasına varmış olan güzelliğin, özellikle onu sunan kişinin kendi güzelliğinin farkında olmamasının karşısındakini etkilenmemesi olanaksızdır.
Burada yaşam her zaman böyleydi, yıllar bulanık bir sel gibi ağır ağır bir yerlere doğru akıp gidiyordu, geçmişin aynı düşünce, davranış alışkanlıklarına bütünüyle, sımsıkı bağlıydı. Kimse de bu yaşam biçimini değiştirmeyi denemek istemiyordu.
Insanların arasındaki ilişkide en belirgin olan duygu, öfkeyi kışkırtan duyguydu. Bu duygu, bedenlerin iyileştirilemez, kökleşmiş bir yorgunluk duygusu gibiydi. İnsanlar, içlerinde babalarından kalıtım yoluyla onlara geçmiş bu duyguyla geliyorlardı dünyaya ve bu duygu onları amaçsız acımasızlığıyla iğrenç olaylara yönlendirerek mezara kadar kara bir gölge gibi kalıyordu içlerinde.