Farkların varlıklarını sürdürmeleri bizlerin yaşamaya, konuşmaya, giyinmeye, üzerimize düşen komediyi oynamaya devam etmemize bağlıydı; sonra bitiyordu. Ölüm insanları sadeleştiriyor, sonsuzluğun arzularına gayet uyumlu olarak herkesi eşit kılıyordu.
İnsan! Ne çılgın bir düşünce, ne tehlikeli bir şımarıklık peşindeydi. Ama içten içe ne büyülü bir oyun, ne korkunç bir hevesti! Belki de olacak olan olmalıydı; değerdi buna. Kaldı ki yaradılış ânında iyimser olmak uygun düşerdi.
"Ver şunu!" diyen Kadir-i Mutlak o meşum tasarıyı kaptı. Ve de altına imzasını attı.
Akıllardan silinmeyecek ve mutlu bir gün olmuştu: Umut tarafından oluşturulmuş bütün büyük anlar gibi, mutlaka gerçekleşecek fakat henüz gerçekleşmemiş olan güzel şeylere dair beklentiler; gençlik denen bütün o anlari anımsatıyordu. Yeryüzü iyi ve acımasız harikalarıyla, mutlulukları ve zahmetleriyle, aşk ve ölümüyle doğmak üzereydi. Çıyan, çınar, yalnız solucan, kartal, eşekarısı, ceylan, zakkum. Aslan!