Hastayım, hasta... Ölgün...
Gördüm yüzümde bugün:
Bir sürü buruşuklar...
Daha yirmi yaşımda
Beliriyor karşımda,
Siyahlaşan ufuklar...
Ne kadar boşmuş hayat.
İşte, bana birkaç hat
İhtiyarladın! diyor...
Bu çizgiler bir nehrin,
Yatağındaki derin
Çukurlara benziyor:
Bir sel gibi ömrümüz,
Akarak gece, gündüz
Kazmış bu çukurları...
Biz ki sönmüş bir koruz;
Bilmem ne bekliyoruz
Böyle benzimiz sarı...
Köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim bütün devrimcilerin çektikleri
biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak ama budandıkça fışkıran da bizleriz
ölüyoruz, demek ki yaşanılacak.
Boşuna mı sokuldu bankalara
petrol borularına kundak
kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi
varsın zındanların uğultusu vursun kulaklarımıza yaşamak
bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.
Bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere
ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına
yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar
sevgiyle hatırlansa bile hatta.