Bir cesedin korkulacak hiçbir tarafı yoktur, Harry, tıpkı karanlığın korkulacak hiçbir tarafı olmadığı gibi.Ölüme ve karanlığa baktığımızda korktuğumuz şey bilinmezliktir, başka bir şey değil.
Biliyordum ki, toprak katı ve tabiat zalimdir ve insan hayvanların en kötüsü,en bayağısı ve en az sevimli olanıdır. Evet, bilhassa en az sevimli olanıdır.
Bazen zihin susar el konuşur. Mesela sevişirken, mesela hapishanede parmaklıklara dokunurken, ekmeğin sıcaklığını emerken... Aradan kaç yıl geçerse geçsin, el; sevgilinin ipeksi boynunda gezindiğini, soğuk hapishane demirlerine buz/ateş karışımı bir hisle dokunduğunu, çocukken fırından eve getirdiği ekmeğin içe işleyen sıcaklığını, bir Ankara kedisinin yumuşacık, ipeksi tüyleri altında kıpırdayan esnek kaslarını, bir dostun güven veren el sıkışını, ölü bir annenin alnına son veda dokunuşundaki şaşırtıcı soğukluğu, onun morgda yatan cesedinin sararmış ayağındaki başparmağa takılan zalim etiketin metal sertliğini ve daha böyle neleri, neleri, ne anıları, ne okşamaları, ne dokunuşları hatırlar. Bu özelliğinden dolayı değil midir, evden çıkarken de elin, bazen senden habersiz kapıyı kilitler. Zihninle sonradan düşünür ama çıkaramazsın; "Kapıyı kilitledim mi?" Aynı şekilde, telefon numaralarının böyle aletlerin hafızasına kaydedilmediği dönemlerde, bazı kişilerin numarasını elin kendiliğinden çevirmez miydi?