“Nedir, dedim bu yaşamak? Bir düş, dedi, birkaç görüntü.”
Ben bu sefer kitabı değil de kitabın bende hissettirdiklerini anlatmak istiyorum, naçizane.
“Düşünüyorum öyleyse varım”a karşı “düşlüyorum öyleyse varım.” diyoruz bu kitapta.
Düşlemek demişken, en son ne zaman düş kurdunuz? Geceleri gözlerinizi kapatıp, bulutların üstünde uçtuğunuzu düşlediniz mi? Kaç yaşındaydınız? Hayal kırıklıkları o kadar acıttı ki canımızı, bir daha acımasın diye gerçekleşmeyecek düşler kurmaktan korkar olduk. Artık sadece düşünüyoruz, düş kurmak bizim için çoktan unutulmuş bir çocukluk oyuncağı.
Bu kitapta işte o masalsı düşlerin içindeydim. Kitabı okuyup gözlerimi kapattığımda henüz hayal kırıklığı nedir bilmeyen, hayal kurmaktan korkmayan, maceralar düşleyen o çocuktum. Ama , hayal kırıklıklarından, acıdan o kadar korktum ki, maceraları düşlemez oldum. Öğrenmekten korktum. “Acıyı, susuzluğu açlığı üzüntüyü..” Macera demek bunlara şahit olmaktı, ama sıcak yatağımda, her şeyden uzakta, düşlerimde bile oralara gitmeden, zavallı bir alemin içinde, kör gibi yaşıyordum. Halbuki “bu dünyadaki en büyük mutluluk bu dünyanın şahidi olmaktı”
En son ne zaman maceraya atıldın? Bu dünyaya şahit oldum diyebilir misin?
“Ey kör! Aç gözünü de uyan. Simurg'u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf Dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?"
Ben bu kitabı kapattığımda, gözlerimi açtım işte.
Düşlerde buluşmak dileğiyle, kitapla kalın :)