Ağlatan Kitap!
Bizans Elçisi salona girdiğinde, dikkatini çeken ilk şey büyük masanın tam ortasındaki kesik baş olmuştu. Şaşkınlıkla,
"Yezid bu baş kimindir?" diye sorabildi.
"Peygamberimizin torunu Hüseyin'indir."
Elçi masaya doğru birkaç adım attıktan sonra, eğilerek kesik başa bir süre baktı. Gözleri buğulanmıştı. Hüseyin'in kıvırcık uzun saç telleri toz içerisindeydi. Parmakları ile o tozları temizler gibi yaptıktan sonra Yezid'e doğru dönerek,
"Sen nasıl bir hükümdarsın? Nasıl bir hükümdar böylesi bir vahşete izin verir Yezid? Vay senin haline..." dedi. Elçi'nin şaşkınlığına, sitem ve üzüntü de karışıyordu. Hayatında birkaç defa kesik başlara şahit olmuştu ama bu durum diğerlerinden çok çok farklıydı. "Hiç mi Peygamberinize hürmetiniz yoktur. Biz Peygamberimiz İsa'nın bindiği eşekteki nalı bulduğumuzda öyle sevindik ve onu gözümüzden bile sakınarak muhafaza ederek, hürmet gösterdik. Sizin Peygamberinizin torununun, bir merkep nalı kadar da mı yanınızda değeri yoktur."
Ödemiş kaya köyden geçenler şöyle der selam olsun sana çakırcalı efe...Ekleyelim
Çakırcalı Efe ile baş edemeyen Osmanlı kendisine çeşitli defalarca af çıkarttı.:)
Bence en can alıcı nokta :)
Raif, yıllar sonra Maria Puder’in kuzeni ile karşılaşır. Kuzeninden Maria’nın yıllar önce öldüğünü ve yanındaki kız çocuğunun Maria’nın kızı olduğunu öğrenir. Raif, bu kız çocuğunun kendi kızı olduğunu anlasa da hiçbir şey yapmaz ve trenin arkasından kızının gidişini izler.
Raskolnikov, roman'a o kadar yakışmış ki yazar karakteri o kadar iyi bulmuş ki bence Raskolnikov romanların Mona Lisa'sı. Çarlık Rusyasında geçen güzel bir hikaye okumanızı tavsiye ederim.
Olayın örgüsünü anladığınız anda inan ki kitabı elinizden bırakmak istemeyeceksiniz... Bir çok türk dizisine ilham oldu fakat kitaplar dizilere, filmlere yansıtıldığında olay örügüsünü kaybedip farklı bir hal alabiliyor. Kitap, Kitap olarak kalmalı!