Böylece altı yaşındayken öksüz kaldım, ayaklarımın altında ayakkabı yerine sadece Paris’in kaldırımları vardı. Altı yaşımdan on altı yaşıma gelmeyi nasıl başardım bilemiyorum. Bazen bir manav erik verir, bazen bir fırıncı önüme bir ekmek kabuğu atardı; geceleri kendimi devriyelere yakalatıp nezarethanede geçirir, orada bir saman yığınının üzerinde uyurdum.
Hayal kurmak, insanoğlunun insan olarak yaşamaya başladı başlayalı bulduklarından bir bakıma en yücelticisi, en büyüğü, bir bakıma da en alçaltıcısı, en değersizi…