artık çırpınan bir kuşun kalbiyle uyanıyorum/
canımı demirle acıtıyor kaldığım yerden devam edemediğim
rüyalar/ sonra anlıyorum ki hiçbir şeye kaldığı yerden devam
edemiyormuş insan/ kaldığın yerde bitiyormuş her şey/
kaldığın yere kadarmış bazı güzel zamanlar/
Eskiden Saimekadın’dan buralara yürüyerek gidip gelirdi. Şurada, az aşağıda, kalenin eteğindeki evlerden birinde, yıllar yıllar önce, günlerden bir gün bir kız gördü. Diri diri umutların sokağa süpürüldüğünü, eskimiş perdelere inat her dem silinip parlatılmış sardunyalı bir pencerede süzülen ürkek bir güzelliğin kırık gülümsemelerin ardına gizlendiğini gördü; sonra, okuldan kaçıp, erken saatte, dünyanın yolunu yürüyerek geldiği sokakta uykuda yüzen sönük pencereyi, kapı önlerindeki ihtiyarların endişeli ve kısık bakışlarındaki ıssızlığı gördü, ağız dolusu küfürlerin çocukların hızına nasıl yetiştiğini, gün boyu gezdirdiği gölgesinin karanlığa karıştığını da gördü, ışıkların bir bir gözlerini ve umutlarını kapattığını da.