Çünkü aşk verdiği ıstırap ile ruhumu bir yandan terbiye ediyor ve beni daha olgun bir adam yapıyordu, ama diğer yandan da aklıma bütünüyle el koyarak, olgunluğun verdiği mantığı kullanmama çok az izin veriyordu. Benim gibi uzun bir süre ve yıkıcı bir şekilde âşık olmuş birisi, yanlış olduğunu bildiği bir mantığı, bir hareketi, sonunun hüsran olacağını bile bile sürdürmeye devam eder, zaman geçtikçe yaptıklarının yanlış olduğunu daha da açık görür. Bu durumda, insanoğlunun üzerinde durmadığı ilginç şey, mantığımızın en kötü günde bile hiç susmaması, tutkunun gücüne karşı çıkmasa da, yaptıklarımızın çoğunun aslında aşkımızı ve acımızı artırmaktan başka bir sonuç vermeyeceğini dürüstlükle ve acımasızlıkla bize fısıldamasıdır.
Ne Yaptın
“Sen” virane kalbime ne yaptın?
Bak, divane aşkıma ne yaptın?
İpeğin içinde rahatlığa alışmıştım
Sen “kelebek” kanadıma ne yaptın?
Gözünün kadehinden içmeden sarhoş oldum
Baygınım, meyhanemi ne yaptın?
Meğer yaslanmaya layık değilmişim
Sen omuzumdaki hasreti ne yaptın?
Beni yordun ve sen yorgun gittin .
Sefere çıkan, sen evime ne yaptın?
Dünyam, senin ağlama yağmuruna bulandı…
Sarayımın çatısına ne yaptın?
Şair: Dr. Afshin Yadollahi
farz edelim karanfil bir kelimedir
aşk, kendinden öte bir kimsedir farz edelim
ben içinin rengini giyinen adamım bu kesin
gözleriyle gül koklayan bir zamandan gelmeyim
kelimelerin kanatları sana açılır bir vakitte
kâğıdın sonsuz hürmetiyle elbet
sen benim gövdemden geçen bir ırmak
ellerin ırmağa dağılmış bir kiraz gölgesi
ya bir zambak ya bir zümrüt ya zaferan
ya da kulağına fısıldadığım su için bir gazel geleyim
ağzına döktüğüm harfler uğruna
ben belki biraz dünya sanki biraz değilim
sana indim: göğsündeki güvercinler içime uçtular