- Yaşama dair öğeler barındırması. Öylesine söylenmiş sözler değil, derin bir bakış açısıyla dürüstçe yazılması.
- Yaşamı anlayan bir yazar tarafından yazılmış bir kitap olması.
- Yazarın engin anlayışının okuyucunun kalbine dokunması; o dokunuşun, okuyucunun hayatı anlamasına yardımcı olması...
Sayfa 30 - Youngju ve Minchul'un Annesi·Kitabı okudu
Victor Hugo’nun Bir İdam Mahkumunun Son Günü adlı eseri, hacim olarak küçük ama etkisi bakımından oldukça büyük bir kitap.
Hani bazı kitaplar vardır ya; olay anlatmaz sadece, insanın içine bir duygu bırakır. Bu eser de tam olarak öyle. Sayfalar ilerledikçe bir hikâye okumaktan çok, darağacına doğru yürüyen bir insan ile empati yapmaya başlıyorsunuz.
Victor Hugo, kitapta yalnızca bir mahkûmu anlatmıyor; adaleti, vicdanı, korkuyu, zamanı ve insanın çaresizliğini de anlatıyor. Ayrıca kitapta zaman çok yavaş ilerliyor. Dakikalar uzuyor, düşünceler büyüyor, duvarlar daralıyor.
Kitabın en çarpıcı tarafı, başkahramanın adının bile olmaması. Kitap, belli bir kişiyi değil, insanı merkeze alıyor. Suç işlemiş olabilir, hata yapmış olabilir; ama yine de o bir insandır düşüncesini işliyor. Tam da bu yüzden eser, okuru klasik anlamda “suçlu mu suçsuz mu” tartışmasına da asla sokmuyor. Bir insanı, devlet eliyle, soğukkanlı bir kararla ölüme göndermek ne kadar doğrudur? Bir sistem eleştirisi yapılıyor.
Kitapta fiziksel ceza işlenmez, sadece psikolojik cezayı anlatıyor. Yani ölüme giden süreç, korku ile idamı beklemek, her saniyeyi onun gölgesinde geçirmek, ölmeden önce defalarca ölmek.
Mahkûmun ailesine, özellikle çocuğuna dair hissettikleri, kitabın en vurucu yerlerinden birisiydi. Özellikle küçük kızıyla olan son görüşmesi...
Özetle: Okura, “Bu adamın suçu neydi?” sorusundan önce, “Bu adam da senin gibi bir can taşıyor,” dedirten psikolojik bir eser.
Keyifle okumanız dileğiyle... Bir İdam Mahkumunun Son GünüVictor Hugo