Okursanız bu yazıları , aralarında bir birlik , bütünlük var mı ? Birbirini tutuyor mu ? Pek araştırmayın orasını . Bunlar da günlerin birbirine uymaz günlerin getirdikleridir , kimi bir yana eğilir , kimi öte yana . Hepsini de inanarak , bir doğruyu söylediğimi sanarak yazdım . Sonra o doğrular beni bırakıp kaçmış olabilirler . Niçin koşayım arkalarından ? Onların yerine başka doğrular geldi .
“Klasik” Lâtincede “yüksek sınıftan , soy eser” demekmiş . Hangi eserlere soydur , yüksek sınıftandır diyebiliriz ? Böyle bir şey sorulunca , işin içine kendi zevkimizi karıştırmadan verebileceğimiz bir tek cevap vardır : “ Zamana dayanmış olan eserler .” Öyle ise hiçbir şiir , resim , mimarlık eseri için , yaratıldığı günlerde “ klasiktir “ diyemeyiz ; böyle olup olmadığını zaman gösterecektir . Bunu kabul edersek , herhangi yeni bir eserin “klasik” olduğunu söylemenin yersiz olduğu anlaşılır .
“ Beğenilmediğini , beğenilsen bile istediğin gibi beğenilmediğini biliyorsun da bu kitabı niçin çıkarıyorsun ? “ diye soracaksınız . Edebiyata inanırım da onun için çıkarıyorum . Yıllardır yazarım , benden de bir şey kalsın istiyorum. Bir umut … Bu yazıları gönlümce sevecek belki birkaç kişi bulunur umudu . Ölüm başımızda dolaşıyor : benim de Türk diline , Türk düşünce âlemine hizmet için çalıştığıma tanıklık edecek bir kitap bırakmadan mı gideyim ?
Öyle görünüyordu ki , gösterişli bir unvan ya da bir doktora derecesi , Jakarta’daki bir lağım çukurunun hemen yanında yaşayan cüzzamlının derdini anlamakta fazla yardımcı olmuyordu insana .