İdealleştirilmiş bir geçmişe tutunmak bir nevi zehirdi. Nostalji denen o piç kurusu insanlara daha iyi bir yer ve zaman bulunduğunu, tek yapmaları gerekenin oraya varmak olduğunu düşündürürdü.”
Hayatta, kaybetmekten bıktığınız, artık kaybetmemeye karar verdiğiniz ama sonra kaybetmeye devam ettiğiniz bir an gelir. Sonra gerçekten kaybetmeye bir son vermeye karar verirsiniz ve kaybetmeye devam edersiniz. Kaybetme o kadar uzun sürer ki daha ne kadar düşebileceğinizi merak ederek izlemeye başlarsınız.
“Egushi bebeğin yüzünü daha yakından görmek için ayak dirememişti ama uzaklaşmakta olan kadının siluetini uzun süre gözleriyle izlemişti. O da bir süre yürüdükten sonra dönmüştü, tek bir kez. Egushi’nin gözleriyle kendisini izlediğini görünce birdenbire adımlarını hızlandırmıştı. Ondan sonra da Egushi ona rastlamıştı hiç. On yıldan fazla oluyor, o kadının öldüğünü duymuştu. Ömrünün altmış yedi yılı boyunca ölüm hısımlarının,tanıdıklarının kimilerini alıp götürmüştü ama bu kızın anısı taptaze kalmıştı hep. Bebeğinin beyaz başlığına, vücudunun gizli güzelliklerine, memesindeki kana sımsıkı bağlı olan bu anı, her zaman için öylesine canlıydı. Kızın eşsiz bir güzellikte olduğunu Egushi’nin dışında belki hiç kimse bilemezdi bu dünyada. Kendisi de yakında
ölünce, kızın anısının bu dünyadan sonsuza dek silineceğini aklına getirerek seviniyordu. Kız ürkmüştü ama, yine de sahte utangaçlık göstermeksizin Egushi’nin kendisine bakmasına razı olmuştu. Huyu böyleydi belki ama, güzelliğini kendisi bilmiyordu herhalde. Onun gözüne görünmüyordu bu çünkü.”