Gökhan Aksoy

Gökhan Aksoy
@Epikurcu
KOÇ Üniversitesi- Tarih/Psikoloji
İstanbul
2002
54 okur puanı
Eylül 2021 tarihinde katıldı
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Galata köprüsü üzerinden İstanbul'un tarihine, sosyolojisine değinen halkın sesiyle zenginleşmiş harikulade bir eser. Geert Mak, modern dönemin en parlak seyyahları arasında. Gördükleriyle okudukları arasında bağ kurmakta oldukça başarılı. Kitabın ilgi çekici noktalardan biri, yazarın eski İstanbul'u kapalı köylerin bir araya gelmesinden oluşan bir kent olarak tasvir etmesi. Osmanlı İstanbul'u bir hoşgörü şehrinden ziyade farklı kavimlerin birbirine değmeden ve hatta birbirini umursamadan yaşadıkları bir yer yazara göre. Çok kültürlü yapısına rağmen kültürel alışverişin sınırlı olduğu, her mahallenin kendi içinde izole yaşadığı bir dünya şehri. Öyle ki ilk demiryolu inşaatları başladığı sırada çalışanlar arasında hiçbir Musevi işçi bulunmuyormuş çünkü 300 yılı aşkın bir süre önce İstanbul'a gelmelerine rağmen Türkçe bilmiyor, sadece Ladino konuşabiliyorlarmış. Yazarın geçmişteki bu parçalı yapıyı günümüzde de gözlemlemesi takdire şayan. Köprüde her bir grubun geldikleri yere göre birbirinden ayrıldıklarını ve kendi içinde muhafazakar bir yapı kurduklarını tespit etmiş. Profesyonel balıkçılar Trabzonlu, balık satıcıları Erzincanlı, olta malzemesi tedarik edenler genellikle Kastamonulu. Üstelik başka bir şehirden göç etmiş bir kişinin bu gruplar içine girmesi hayli güç. Bu birbirine benzemez grupların bir araya geldiği kavşak noktası tarih boyunca Galata köprüsü olmuş. Şehrin iki temel farklılığı, yansımasını köprüde bulmuş. Köprünün kuzeyi daima modern İstanbul'un, güneyi ise geleneksel İstanbul'un simgesiymiş. Küçük bir halicin ayırdığı bu iki bölüm, arasında bir okyanus varmışcasına birbirinden kopuk denmiş kitapta. Kitabın sonlarında Geert Mak ile Elif Şafak arasındaki konuşma dikkat çekici. Orhan Pamuk'a pek çok atıf var. Ayrıca yazarımız, Edmondo de Amicis, Gerard
Die Brücke von Istanbul: Eine Reise zwischen Orient und OkzidentGeert Mak · Perfect Paperback Published · 20071 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·263 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
Bu zıpır roman, bilim kurgu ile mizahi dilin ustaca birleştiği, dünya edebiyatında Otostopçunun Galaksi Rehberi ile özdeşleşmiş bir alt türün Türk edebiyatındaki en nitelikli temsilcilerinden biri. Menteş gibi yazarların kaleminden çıkan eserlerin bilim kurgu türünün, Jules Verne mirasını terk edip geleceği tasavvur ederken okuyucuyu korkutarak fikirlerini değiştirmeyi uman, distopik edebiyata daima göz kırpan, bilim korku edebiyatına karşı haklı bir başkaldırı olduğu kanaatindeyim. Murat Menteş romanında, suni deri yoluyla her bireyin bir başkasının yerini (en azından dış görünüş anlamında) rahatlıkla alabileceği bir dünyayı tasvir etmiş. Kendi benliğini ve zaaflarını bir kenara atıp bir başkası olmanın hazzını çok iyi hissettiren bir çalışmaya imza atmış Menteş. Konusu ve işlenişi birebir örtüşmese de roman, bu yönüyle “John Malkovich Olmak” filmini aklıma getirdi. Yazarımızın mizahi yönünün yabana atılır cinsten olmadığı da eklenmeli mutlaka, romandaki kimi anları ve zekice esprileri okurken tebessüm etmemek elde değil. Eserin zayıf karnıysa ucuz Amerikan filmlerine benzeyen mafyatik ilişkiler-aksiyon ilişkisinin dozunun kaçması ve romanın ciddiyet ile lakayt tavır arasındaki dengeyi kurmakta yer yer zorlanması oldu. Her bir bölümde birbirleriyle bağlantılı bölümleri farklı karakterlerin gözünden görmek keyifliydi ancak bir noktadan sonra aşina olduğumuz olay örgüsünün temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önümüze sunulması kabak tadı verdi. Yine de tüm eksiklerine rağmen Murat Menteş'in yaratıcılığını takdir etmek gerekiyor, bu gibi eserlerin Türk edebiyatının (tıpkı eserde konu edildiği gibi) maske değiştirmesine vesile olmasını heyecanla bekliyorum. Elbette bir teşekkürü de bana bu kitabı okuma motivasyonunu aşılayan Behemoth Bey hak ediyor :) Romandan
Dublörün DilemmasıMurat Menteş · İletişim Yayınevi · 200517,7bin okunma
Bir Zamanlar Anadolu'da
9/10
·214 syf.··
Beğendi
·
2022 27. kitabı
Türkiye Cumhuriyeti devletine ve halkına karşı yapılan haksızlıkları gördüğümüzde yahut Türk halkının/halklarının tarih boyunca yaşadığı acı olayları okuduğumuzda, dinlediğimizde içimizde güçlü bir aidiyet, bu topraklara bağlılık hisleri yükselir. Böyle zamanlarda biz de ülkemize değer katmak, duyarlı bir yurttaş olmak isteriz. Ancak tam da ülkemiz adına iyimserlikle dolduğumuz sırada, düşüncelerimizi 180 derece değiştiren, “ben bu insanlar için mi çabalayacağım, buna değer mi” minvalindeki sorgulamalara kapı aralayan kimi şuursuz yurttaşlarımızla karşılarız: Yere çöp atan, trafik kurallarını hiçe sayan, şahsi menfaatini her şeyden üstte tutan, somurtkan, hoşgörüden uzak insanlar. İşte bu romanda, bu duyguları 2022 Türkiye’sinde değil de kurtuluş savaşının en sıcak günlerinde, 1921-22 yıllarının Anadolu’sunda, yaşayan bir insanın günlüğünü okuyoruz. Bu ülke için savaşmış, kolunu feda etmiş bir Türk subayının (ve aydınının?) kah Anadolu topraklarına ve halkına karşı duyduğu sevgi, alaka kah Anadolu insanın cehaletine ve Anadolu coğrafyasının elverişsiz tabiatına karşı hissettiği öfke ve nefret dökülüyor kaleminden. En çok da Ahmet Celal’in Anadolu’ya dair içinde taşıdığı romantik ideallerin, renkli tasavvurların gerçekle bağdaşmamasına duyduğu derin üzüntüye tanık oluyoruz. Esasen başından beri şirin İsviçre kasabaları gibi tasvir edilen, gerçekçi olmayan Anadolu imgesini sevdiğini görüyoruz. Ahmet Celal Anadolu’yu, yalnızca Anadolu’dan uzaktayken seviyor. Bu yönüyle tavrı, Sevmek Zamanı filmindeki "Ben sana değil, senin resmine aşığım," repliğini andırıyor. Yaban romanını okurken, Anadolu halkının fakirliğini, yalıtılmışlığını, onu kör kuyulara sürükleyen cehaletini okudum, okudukça kahroldum. Ama beni asıl üzen geçmişin tatsız hatırası değil, bugün de Ahmet
Edebiyat & Roman
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,5bin okunma
Nereden Geldik, Neyiz, Nereye Gidiyoruz
9/10
·388 syf.··
Beğendi
·
2022 22. kitabı
Yazarımız, ilk tek hücreli canlıların ortaya çıkmasından gelecekte ortaya çıkabilecek "Sapiens 2.0" diyebileceğimiz olağanüstü yazılım ve donanıma sahip geleceğin insanlarına dek geniş bir konu yelpazesinde kalem oynatmış. Sözgelimi, ilk bölümde yaşamının nasıl ortaya çıktığına dair görüşleri okurken, dördüncü bölümde bir birey olarak insanın nasıl dünyaya geldiğini okuyoruz. Sonrasında çeşitli alt başlıklar halinde günümüz insanını anlamaya çalışıyoruz. Neden güleriz? Cinsel yönelimimiz nasıl belirlenir? Niçin bazı müzik eserleri bizi derinden etkiliyor? (Öyle ki benim nazarımda Beethoven'ın 7.senfonisi bir insanın elinden çıkmış en nitelikli şeydir). Bu bahsettiğim sorulara ve benzerlerine 15-20 sayfa aralığında eldeki mevcut bilimsel bulgulara dayalı olarak ışık tutuluyor. Kitabın son bölümlerinde ise (ki bu kısımları soluksuz okudum) hastalıkları, ölümü nakavt eden, (ateşi insanlığa armağan eden Prometheus'un izinden giderek) teknolojinin doruk noktasına tırmanmış süper insanlar hakkında görüşleri okumak bir hayli dikkat çekiciydi. Özellikle Türkçe'de trans-hümanizm, insan-makine sentezi gibi konular hakkında yazılmış kaynakların kısıtlı olduğu göz önüne alınırsa, kitabın önemli bir boşluğu doldurduğunu söyleyebiliriz. Tek seferde okunmayacak, zaman zaman göz gezdirildiğinde ise ufuk açacak nitelikte bir kitap olduğunu düşünüyorum. ~İyi okumalar
Bilim
HumanolojiLuke O'Neill · Raskolnikov Kitap Yayınları · 202014 okunma
Hayatın Kendisi Bir Uyku Olduğunda
8/10
·90 syf.··
Beğendi
·
2022 18. kitabı
Uyku, Murakami'den okuduğum ilk kitaptı ve bu buluşmadan oldukça memnun ayrıldığımı söyleyebilirim. Murakami, günlük yaşama dair ayrıntıları, insani duyguları yalın ama etkileyici bir üslupla anlatma konusunda oldukça başarılı bir yazar. Kitaba gelicek olursak, hikayede monoton hayata sahip bir ev hanımı olan kahranımızın, her gününün bir diğerinden farksız geçtiğini görüyoruz. Çevresindeki insanlarla arasında aynı diyaloglar geçer, tıpatıp aynı olaylar yaşanır. Hayattan kopuk, çevresine yabancılaşmış kahramanımızın (tabiri caizse) tek yaptığı, tek üretimi olan çocuğu dahi tepeden tırnağa babasına çekmiştir ve annesini hiç mi hiç yansıtmamaktadır. Bu birbirininden farksız günlerin ardından bir anda 17 gün sürecek uykusuzluk başlar. Geçmişte uykusuz kaldığı bir dönem olduğunu hatırlayan baş karakterimiz, o dönemdeki uykusuzluğu ile şimdiki arasında bir fark olduğunu dile getirir. Zamanla kahranımız uykuya ihtiyaç duymamaya başlamıştır zira hayatı bir anlamda uykuda geçirmektedir. Kitapta uykunun işlevinin insanın gün içinde harcadığı enerjinin tekrar geri kazanılması olduğunun söylenmesi de bu çıkarımı güçlendiriyor. Sürprize, yeniliğe açık olmayan rutin bir hayata sahip olan kahramınızın, hiç enerji harcamadan geçirdiği günlerin uyku ile bölünmesine gerek kalmamıştır çünkü günleri, 24 saat süren bir uykuya dönüşmüştür. İllüstrasyonlarla süslenmiş bu yapıtın, görsel yönü de dikkate değer. Uyku'yu yoğun okumalarının arasına ekleyip, bir çırpıda bitirebilirsiniz. ~İyi okumalar
Edebiyat
UykuHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20153,727 okunma