George Orwell
Merhabalar
Keyifle okuduğum büyük zevk duyarak okuyup bitirdiğim bir eserin incelemesiyle karşınızdayım. Hayvan Çiftliği ! Harika bir kitap olduğunu herkesten duymuştum. Herkesin diline pelesenk olan herkesin tavsiye ve okuma listesinde olan bu eseri nihayetinde bende bitirmiş biri olarak gönül rahatlığıyla ve şiddetle mutlaka kütüphanelerde yer almasını tavsiye ediyorum.
Tabi esere başladığınızda ilk olarak bir karakter analizi ile başlamanızı tavsiye ederim. Kitabın ilk başında bahsi geçen her bir hayvanın tümü bir insan tipini simgeliyor. Buradan da anlaşılacağı üzere bu eser alegorik bir eser. Alegorik ne demek bilmeyenler için anlatayım kısaca; “Bir düşünceyi, davranışı ya da eylemi, daha kolay kavratabilmek için onu, yerini tutabilecek simgelerle, simgesel sözlerle, benzetmelerle göz önünde canlandırma işi" anlamına geliyor.
Hatta bu esere başlamadan önce Sovyet döneminde yapılan politikalara göz atmanız bu politikaları araştırmanız sonucunda bu kitabı okursanız buradaki olayların ve hayvanların sembolize ettiği kişilerle birlikte kurgusuyla bir benzerlik kurabilirsiniz.
Bu eseri okuduğunuz zaman tanıştığınız her bir hayvanın tarihten, günümüzden birçok şekilde tanıdık bilindik insan tiplerine benzeteceksiniz. Kimi hayvanın iyi manipüle ettiğini kiminin ne kadar vurdumduymaz oralı olmadığını kiminin ne kadar her şeye saf bakarak sorgulamadan kabul ettiğini vb. gibi gibi olaylara tanık olup bunlar üzerinden eleştirisel bir bakış açısını göreceksiniz. Bu eserde Orwell'in gerçekten bir hiciv ustası olduğu apaçık ortada. Zaten eser öyle bir eser ki okurken hiç sıkmayan akıcı yalın anlatımı yüzeysel ama bir o kadar da düşündürücü. Niye düşündürücü? Neden Orwell böyle bir eser yaratmış diye sorgulamakta gerekiyor bana göre. Günümüzde böyle yazarlar
Jean-Jacques Rousseau
Rousseau'nun okuduğum ilk kitabı olan "Toplum Sözleşmesi " incelemesiyle geldim bu sefer arkadaşlar. Tabii bu kitaba olan merakım ve okumak isteyişim aslında biraz toplum biraz siyaset biraz sosyolojik tespitlerle birlikte bölümüm olan ekonomiyle ilgili bir bütünsel perspektif anlamında korelasyon ilişkisi kapsamında bir bakış açısı çıkarımını yapmaktı. İkinci nedende Mustafa Kemal Atatürk'ün başucu kitaplarından olan bu eserin içeriğinin hangi temel bilgilere dayanarak oluşturulduğu, günümüz toplumunun cumhuriyet yıllarında temeli atılırken tanıdık benzer bilgilerin varlığı ile ne kadar ilintili şekilde örüldüğü, Atatürk'ün yazarın hangi düşüncelerinin benzer yapılarının bugün ve o yıllarda görebilirim diye başladım. Biliyorsunuz ki Rousseau Atatürk'ün etkilendiği yabancı fikir adamlarından (filozof) bir tanesi.
Rousseau her ne kadar filozof olsa da aslında bu eserinde bu yoğun ve ağır anlatımıyla karşı karşıya kalmadım. İlk etapta acaba okurken çok yorar mı, zamanımı çok fazla alır mı şeklinde soru işaretlerim olmadı değil. Aksine hiç yormadan karşısındaki insanı düşünceler dünyasına çekerek sorgulatarak yeni düşüncelere açık bir alan bırakıyor. Bu alanlarda şahsen okurken her seferinde önce cumhuriyet yılları devlet-halk ilişkisini ve toplumsal yaşamdaki eşitlik şartlarıyla birlikte yine günümüz Türkiye'sinde yaşamsal devlet-toplum minvalindeki ilişkileri çokça karşılaştırdım. Bu eserde Rousseau aslında ilk zamanlardan beri süregelen insanlar arası eşitliklerinin ideal modern bir toplum düzeninin nasıl olması gerektiği konusunda çokça bilgileri içeriyor. Tam da bu noktada işte okur ister istemez hali hazırdaki yaşadığı toplumda insanlar arası eşitlik minvalinde bir sorgulamaya gidiyor. Kısaca yine bu eserde Rousseau; aileleri ve devletleri olgusal