Sineklerin daha fazla hücumuna maruz kalmamak için geceyi eski bir Rus minibüsünde geçirmiştim. Halbuki diğerleri kamp çadırlarında kaldılar. Bu arada minibüsümüzün 47 yaşında olmasina rağmen dağları, vadileri, sarp geçitleri kolayca aştığını söylemek gerekir. Derler ya "Ruslar yol yapmadılar, çünkü vazı ürettiler." Söz konusu aracın çok estetik görünüşü ve konforu bulunmasa da her tarafa ulaşabilme, her tarafa gidebilme özelliğine sahiptir ve hála kullanılmaktadır.
1926 yılına kadar Ruslar Kazaklara Kırgiz, gerçek Kirgızlara da Kara Kırgız derlerdi. Bu durum şunu gösteriyor. demek ki Hakasya'daki Kırgızlar Ural Dağları'na yani doğu Rusya'ya kadar yayıldılar. Bu konuda net bilgimiz bulunmamakla birlikte ben böyle düşünüyorum. Çünkü dönemin en önemli Rus tarihçileri Levşin, Karamzin gibi isimler Kırgız-Kazak ayrımını yapamamıştır.
Andronova kültürünün yayılmasıyla birlikte metal işlemeciliği ve atların evcilleştirilmesine ve özellikle kullanılan seramik kaplara bakınca Türklerin Çin'e, Tanrı Dağları'na, Hindistan'a, Harezm bölgesine, Batı Türkistan'a, hatta muhtemelen Ön Asya'ya, Sibirya bölgesine yayıldığını görüyoruz. Bu konuda ön gördüğüm sonuç şudur: Burada Andronovo döneminde Türkler epey çoğaldılar ve bölgeye sığmayarak etrafa yayıldılar.
Denilir ki "başkasını ve kendini bilirsen sen, yüz kere savaşsan da tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip, kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin, ne kendini ne de başkasını bilirsen, girdiğin her savaşta tehlikedesin ve kaybedersin demektir.