‘’Şapka, Kemalizm’i Osmanlı ıslahat hareketlerinden tavizci ve muvazaacı olmamak karakteri ile ayırır. Mustafa Kemal, denizkızı masalına inanmıyordu. Ya balık ya insan vardır. Memleket geri bir memlekette medeniyet meselesi halledilmedikçe hiçbir meselenin halledilemeyeceğini biliyordu. Şarklı-Garplıya inanmıyordu. Ya Şark ya Garp vardır. Garp medeniyetinin temeli, hür tefekkürdür. Şapka bir başlık taklidi değil, tefekkür inkılabının bir sembolü idi.’’
‘’Taassup ve din istismarcılığı pek ağır bir darbe yemişti. Asırların nice milyonlarda bir yetiştiremediği büyük inkılapçı her şeyden önce ve her şeyin üstüne büyük Türk ve şüphesiz son çağ Müslümanlığının en hayırlı adamı, Harunlar ve Memunlar devrinde eski Yunan ayarı bir medeniyet yaratan İslamlığı kafasından boğa boğa, karanlığa sürükleye sürükleye, nihayet yirminci asırda -Mustafa Kemal Türkiye’sinin on üç on dört milyon Türk’ü müstesna- yüzlerce milyonluk geri bir kölelik sürüsüne çeviren taassubu yere çarpmakta devam ediyordu.’’
‘’Mustafa Kemal bir tatlısu Türk’ü değil, hür fikirli bir Türk devrimcisi idi. Fes ve şapka demek, medeniyet demek olmadığını pek iyi bildiğine şüphe yoktu. Fakat başlık değiştirmenin din ve iman değiştirme olduğu gibi batıl inanışlara saplanan ve mıhlanan bir kafaya, hiçbir ileri tefekkür ışığı vurmayacağını da bilirdi. Asıl mesele kafanın içindeki batıl inanışları söküp atmakta idi. Bu başlık değil, baş meselesi idi.’’
İkinci Mahmud devrinde ulema ve softalarca ‘’ giyilmesi caiz olmayan’’ fes, İkinci Hamid devrinde yine ulema ve softalarca ‘’ din ve iman alameti’’ idi.