RhnD

RhnD
@ErhanDinc26
 Kendimizi tanıma irfanın varabileceği en yüksek merhale (Cemil Meriç)
Cengiz Aytmatov- Gün Olur Asra Bedel
9/10
·416 syf.··
2026 7. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 08:55
Cengiz Aytmov romanlarında özel bir yeri olan Gün Olur Asra Bedel belki de yazarın roman tekniğini en çok zorladığı romanı olabilir. Ancak yine de eserin Cengiz Aytmatov romanı olduğu gerçeği yadsınamayacak kadar ona ait hissettiriyor. 1980’de yayımlanmış kitap, yazarın son büyük eseri denilebilir ve Aytmatov’ın yazı tarzına göre de en külliyatlı romanı. Ana Kahraman Yedigey gibi dursa da romanın asıl noktası Sarı Özek Bozkırının da bulunduğu Kırgız/ Kazak coğrafyası. Bölgenin kendi gerçekleri, kültürü , geçmişi ve yaşınılan çağ ile materyalist Sovyet komünist rejiminin insan üzerindeki tesiri. Roman temelde 3 ayrı hikâye üzerinden ilerler ki yazarın roman tekniğini en zorladığı, modernizme en yaklaştığı kısım da bu olduğu söylenebilir. İlk hikaye Yedigey’in kadim dostu Kazangap’ın ölümünün ardından, Kazangap’ın kutsal ve kadim ‘’Ana Beyit” mezarlığına gömülmek istemesinden dolayı Sarı Özek ahalisinin bu mezarlığa kervan misali gidilme durumu. İkinci hikaye Sarı Özek’in ilkel yaşam tarzının aksine Uluslarası uzay istasyonunda bulunan 2 astronotun uzaylılarla olan teması. Üçüncü hikaye ise yine Yedigey merkezinde kahramanın geçmiş hatırlamaları. 3 ayrı hikayenin birleşim noktası romanı zenginleştirirken bir yandan da verilmek istenen mesajların boyutlarını daha da derinleştirmiştir. Eser içinde yine Aytmatov’a özgü olan kahramanların saf kişiliklerinin bir sonucu olarak saf insani mutlulukların arzusunda olması ancak bu en samimi mutluluk arzusunun hayatın veya modernleşmenin getirdiği kötü gerçeklerle çatışmasını görürüz. Örneğin Yedigey, karısıyla Aral Gölü civarında mutlu mesut yaşarken savaşta gazi olmasından dolayı Sarı Özek’e geçici geldiğini düşünür fakat bir ömür orada kalır. Yine 2. hikayede dediğim 2 astronot , uzaylılarla temas kurduktan sonra
Gün Olur Asra BedelCengiz Aytmatov · Nora Kitap · 201756bin okunma
Reklam
Prens, İnsanlığın Anatomisi
10/10
·192 syf.··
2026 9. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 14:56
Niccolò Machiavelli tarafından 1513 yılında genç prens Lorenzo Medici'ye hediye olarak sunulan siyâsetnâmedir. Eserin muhtevası hükümdarlık yapmakta yahut yeni olacak prenslere tavsiyeler verilmesi şeklindedir. Her bir tavsiye kendi içinde bölümlere ayrılmış ve içeriği Machiavelli'nin derin tecessüs ve akıl yürütmeleriyle yazılmıştır. Evvelâ kitabın dünya edebiyatındaki yerine bakmak gerek. Prens veya Hükümdar dediğim gibi siyasetname türündedir. Machiavelli'den önce de sonra da bu türde kitaplar yazılmıştır ancak kitabın ayırıcı vasfı, hükmedene basit tavsiyeler vermesinden değil; hükmedilene dair katıksız gerçekliği vermesindendir. Evet, çoğu siyasetname yazarı bu saf gerçekliği verdiğini düşünerek yazıldı. Ancak sanmıyorum ki insanı bu denli dürtüsel yahut tabiri caizse hayvansı özellikleriyle tasvir eden başka bir siyasetname olsun. Hükümdarın en önemli özelliklerinden biri halkı tanıması olmalı der Machiavelli. Ne üstten bakmalı ne de boyun eğmeli. Örneğin: ''Tıpkı manzara resmi isteyenlerin yüksek tepelerin tabiatını gözlemlemek için alçak ovalara inmesi, alçak ovaları ise yüksek dağların tepelerinden gözlemlemesi gibi'' s.09 Yakından uzağa sıralarsak devleti oluşturan üç grup vardır, bunlar; siyâsetçiler (üst kademedeki yöneticiler), askerler ve çoğunluğu oluşturan halk veya millet. Her ne kadar prens devletin en müreffeh kişisi gibi görünse de bu üç ayrı unsuru da mutlu etmeli veya en azından kendisine karşı gelip tahttan indirmeyecek kadar rahat durdurmalı. İşte kitabın asıl noktası: ''Amaca giden her yol mübahtır.'' Ayakta kalan devlet sahibinin gerekirse bu uğurda iyi erdemler değil aksine güç ve iktidar odaklı tabiri caizse kaypak olması gerektiğini tavsiye eder. Çünkü Machiavelli güruhların iyi erdemlerden sorun çıkarmadığını değil, temelinde
PrensNiccolo Machiavelli · Alfa Yayınları · 202520,3bin okunma
Yöntem Üzerine Konuşma
Puan vermedi·241 syf.··
2025 17. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2025 16:42
I Meşhur ''Düşünüyorum, o halde varım'' sözünün geçtiği Descartes kitabı. Aydınlanma Çağı'nın öncüsü. Gelecek nesillere metodik bilginin nasıl olmasını gerektiğini söyleyen büyük düşünür. Bir yandan İbrahim Edhem ilk Descartes mütercimi, hem de 1895 yılında 31 yaşında. sanırım rağbet görmedi ki 94 yıllık yaşamında başka tercümesi yok yine aynı eseri sadeleştirmek dışında. Evet, akılla geç tanıştık ve yine tanışmaya devam edeceğiz sanırım. II Öncelikle ''Düşünüyorum, o halde varım'' lafzının ne demek olduğunu bilmek gerek. İnsan düşünceleriyle bilgi üretir ve insan öğrendiği bilgilerle yaşamını sürdürür. Fakat düşüncelerimiz duygu ve hayallerden bağımsız değildir çünkü biz insanız. Bilgilerin içine giren duygu ve hayaller zamanla saf doğrudan bizi uzaklaştırır. Örneğin Ptolemaios/Batlamyus'un yaptığı MS 2. yy dünya haritasında Akdeniz coğrafyası büyük oranda doğru iken neredeyse 1500 yıl sonraki Avrupalı haritacılar dünyanın merkezinde dağ olduğunu gösterecek kadar hayalperestler. Yani insanı akıldan ne kadar uzaklaştırırsak saçmalama ihtimali o kadar yüksek. Dinin içine yerleşen batinî fikirler, rivayetler, tevatürler, efsâneler vb. şey bunun sonucudur. O halde varlığımızı ispat edecek pek çok şey olduğunu söylesek de bizi var eden asıl unsur akıl olur. III Descartes, safî aklımızı kullanmalıyız diyip geçmiyor kitapta. Realitenin ne olduğunun farkında. Zirâ yaşadığı çağ dogmatik/nas kabullerle dolu. Bunun başlıca sebebi pek çoğununuzun bildiği Kilise hakimiyeti. Kilise Avrupa insanının hemen her şeyine el atmış durumda. Bizler her ne kadar 17.yy’a ‘Aydınlanma Çağı’ desek de henüz her şey hallolmuş değil. Örneğin Descartes Tanrı’nın varlığını düşünce yoluyla kanıtlama yoluna gider. Bu bir anlamda Galileo’nun yaşadıklarından çıkardığı ders. Değişim/devrim akılla
Usul Hakkında Nutuk Metot Üzerine KonuşmaRené Descartes · Çizgi Kitabevi · 200516 okunma
Biraz Eugenie Grandet biraz Balzac
8/10
·224 syf.··
2025 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2025 14:06
Moliere'in Cimri'si ardından Eugenie Grandet, insanın hayatı algılayış biçiminin tiyatral absürtlüğü. Biraz abartılı fakat yerinde. Sevginin yerini şekilcilik almış ve hangi şart olursa olsun vazgeçemiyor insanlık bu zaafından. 1833'te yayımlanmış kitap. Balzac'ın hayli ciltlik La Comédie humainenin (İnsanlık komedyası) ilk kitaplarından. Tek bir kitap olarak bakıldığında pek de güçlü bir eser değil fakat bir bütün olarak (İnsanlık komedyası külliyatı) insan zaaflarının yekûnunu oluşturuyor. En temel hastalığımız ihtiras. Para isteriz, makam isteriz, itibar isteriz... Hemen her Balzac romanında izleri var bunun. Zweig, Balzac romancılığı için ''Balzac'ın kahramanları hırs küpüdürler, her şeyin tamamını isterler.'' der. Tek başına insanlığın tanımı. Ama zıttı da var Goriot Baba, Henriette, ve Eugenie Grandet. Aşıklardır, severler, fedâkârlık yaparlar(ölüm ve münzevi yaşam). İlk realistlerdendir Balzac, Stendhal gibi fakat daha verimlisi. Hepi topu 3 yıl insan arasına karışmış Balzac ondan da yazmak için vazgeçmiş. 3 yıl insanı ve insanlığı tanımasına yetmiş. Tahliller belki abartılı ama toplumda her zaman karşılıkları var. Zweig onu boşuna 19. yy.ın Üç Büyük Usta 'sına ( Dostoyevski-Dickens-Balzac) almamış. Muhtelif bir Balzac biyografisi yazmamış Balzac veya Cemil Meriç ''Balzac'ta bütün bir asrı yaşadım.'' dememiş.
İnceleme
Eugenie GrandetHonore de Balzac · Can Yayınları · 20173,909 okunma
Popülist bir yazar Amin Maalouf
7/10
·184 syf.··
2024 54. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Aralık 2024 17:33
Günümüzde oldukça popüler bir yazar olan Amin Maalouf'un 1996 yılında yayımlanan romanı. Roman-yazar oldukça sevilse de popüler olsa da açıkçası benim adıma ortalama bir kitap. Bunun nedeni yazarın bence bilerek veya istemeyerek kolaycılığa kaçmasında. Kurguyu oluşturan olaylar okuyucunun ilgisini çekse de yazarın bu olaylar üstüne söyledikleri çok çok kısıtlı. Bir yazarı başarılı yapan, bana görenin ötesinde bir şey bu, işlenen temanın olay eksenli olsun veya psikolojik tahlillerle olsun başarılı bir üslupla orijinal işlenmesinde. Maalesef yazar, okuyucu kitlesinin duygularına hitap edecek olayları peşi sıra vermenin ötesine geçmiyor. Bir anlamda 18-19.yy macera romanları gibi ama bence onlardan da geri. Örneğin 1719 yılında yayımlanmış Robinson Crusoe da okuyucuyu harekete geçirecek maceralardan bahseder ama bunun haricinde Robinson'un iç dünyasını da çok başarılı olmasa da yeteri kadar tahlilini yapar. Yani kurguda bence olmazsa olmaz tahlil eksikliği var. Bundan dolayı Maalouf'un popülistliğini normal karşılasam da büyük yazar olduğunu söyleyemem. Biraz Spoiler!!! Romana konu olan olay metinde ismi verilmese de 32. Osmanlı padişahı Abdülaziz'in tahtan indirildikten sonra pek muhtemel öldürülmesinin ardından geride kalan kızının torunu olan ''Kitapdâr''ın yaşam öyküsüdür. Öykünün içerisinde olaylar çok çok hızlı sunuluyor ve bahsedilip hükmü verilip geçiliyor. İşte romana dair kusurlardan bir tanesi de bu bence. Adana'da gerçekleştirilen Ermeni Tehciri'nde halkın Ermenilere tepkisi, Müslüman aile ile Ermeni aile arasındaki dostluk, Lübnan'dan Fransa'ya eğitim almaya giden Kitapdâr, 2. Dünya Savaşı'nda bu sefer de Almanların Yahudilere yaptıkları, işgal altındaki Fransa'da Kitapdâr'ın milis güçlere katılımı vs vs. bunca büyük olaylar ve sadece 100 sayfada anlatımı.
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,1bin okunma
Reklam