2017’den beri merak ettiğim, kapağını açıp okumaktan kendimi alıkoyduğum bu romanı derin derin okudum, okumamı üç haftaya yaydım ve ince ince düşünerek sonuna geldim bu gece yarısı.
Romanın kahramanı, adını hiç unutmayacağım Mr.Heathcliff.
Günümüz tabiriyle takıntılı bir “aşık”. Aşık demek ne kadar doğru olur bilmiyorum ancak tüm ömrünü çocukluk arkadaşı, üvey kardeşi Catherine’i düşünerek, onu yaşayamayarak geçirmiş acımasız ve insan nitelikleri göstermeyen bir adam. İnsansı özellikleri var elbette ancak uzunca bir zaman öfkeyle yetişmiş, öfkesini hapsetmek gibi bir kaygısı olmadan büyümüş. Böyle bir psikolojide hayata bağlanmaya niyetlenmiş ve bağlanma amacının başka biriyle evlenmesiyle daha da öfkelenmiş, öfkesi insanlığını almış götürmüş. Sınırı sınırsızlık olan bu adamın çevresindekilere yaşattığı ruhsal vahşeti okudum, okumanızı tavsiye ederim. Okuma esnasında sağlam bir psikolojiye sahip olduğunuzdan emin olmanızı dilerim ve son olarak şunu eklemek isterim: “Yaşanmayan diye bir şey yoktur. Yaşanan her şey, yaşanması muhtemel olandır. Yaşanması muhtemel olmayan şeyleri yüreğinizde taşımaya devam etmek, omuzlarınızda boş yere taşıdığınız yüklerdir.”
Sağlıkla, sağlıcakla…
Hem hüzünlü hem eğlenceli, kısa bir roman ya da uzun bir öykü; yaşamın kendisi gibi. Filmini izleyenler her cümlesinden etkilenecektir. Tuhaf bir tadı var.
Türkiye’de güzel kadın olmak zordur. Anadolu’da daha da zordur. Zavallı Feride; canını acıtan her şeyden, çocukluğundan, ilk ve tek sevdasından kaçmak için Anadolu’da öğretmenlik yapar. O acılardan kaçtıkça acılar onun yakasını bırakmaz. Küçük bir kız çocuğunu evlat edinir, bu kız çocuğu daha genç kız olamadan toprağın altına girer. Güzelliği yüzünden dilden dile konuşulur ve en sonunda, yaşadığı yaklaşık 8 yıllık gurbetten sonra Kamran’a, biricik aşkına döner. Gerisini bu su gibi akıp giden, sayfalarını Feride’nin kalbini tutar gibi tuttuğunuz eserden okuyun derim.
Etkisinden uzun süre kurtulamayacağımı hissediyorum. Çarpıcı ve üzücüydü. Osman yetenekli, bilgili, kültür sahibi fakat tüm bunların getirdiği bir mağrurluk var üzerinde. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir para ve çok, çok, çok güzel bir kadın ve sonunda Osman’ın hayatının çöküşü, borçlar, asla bitmeyecek borçlar, Osman’ın ruhunun ölüşü, o çok güzel kadının başka biriyle yatışı, Osman’dan geriye yalnızca bir beden kalışı... Okurken sıkılabilirsiniz, tüm bunlar ilginizi çekmeyebilir. Eğer Osman Bey’e biraz benzemiyorsanız bu dopdolu romanı beğenmeyebilirsiniz; ancak ben çok beğendim. Osman ve benzerlerine saygılar. Ha bir de, İvan İlyiç uzlaştı acınası yaşamıyla fakat Osman uzlaşamadı.
Daha önce okumaya başlayıp ağır betimlemelere ve iç monologlara dayanamayarak yarım bıraktığım kitabı nihayet bitirdim fakat böyle dalgalı bir okuma yaptığım için pek verimli değildi. Ben denedim, başaramadım. Belki siz başarırsınız