Mustafa Kutlu
Mustafa Kutlu’nun dili basit ama içeriği derindir.Edebî süsleri değil, insanın kalbini önemser.Cümleleri kısa, temiz ve yavaş akar. Sanki kahvehanede ya da meydanda yaşlı bir adam oturmuş, “Evvel zaman içinde…” diye anlatmaya başlamış gibidir.
Uzun Hikâye kitabında “Baba, oğlunun elinden tuttu. Yolun nereye çıktığını bilmeden yürüdüler.” Ne bir isim ne bir açıklama vardır ama biliriz ki o yol, sadece bir yol değil, hayatın kendisidir. Sembolleri fazla süslemeye gerek duymadan verir, okuyucunun kalbiyle tamamlamasını İster. Diyaloglar doğaldır; halk diline, deyimlere, atasözlerine önem verir. Hikâyeler zamansızdır. “Bir zamanlar” ya da “Bir köyde” diye başlar. Sonlar, çoğu zaman açık uçludur; hikâyelerine nokta koymaz. Hepimizin hikayesinin devam ettiği gibi...
Yoksulluk İçimizde kitabında “İnsan, çok şeyi unutabilir ama yoksulluğu unutamaz. Çünkü o, insanın etine işlemiş bir duadır.” Burada yoksulluğu bir eksiklik değil, bir tevazu biçimi olarak gösterir. Acıyı bile yüceltir; insanı aşağı çekmez. Bu yönüyle onun hikâyelerinde huzur vardır. kelimelerden çok bir dua gibidirler.
Mustafa Kutlu’nun temel meselesi “ilerleme” değil, “insan kalabilme”dır. Onun gözünde şehirleşme, teknolojileşme, modernleşme gibi olgular; insanı hızlandırmış ama ruhu eksiltmiştir
Bu Böyledir kitabında "Adam arabasını değiştirdi, evini büyüttü, kalbini küçülttü.” Bu bir cümle bile aslında onlarca hikayenin dış kapısı niteliğinde bence. Madde ile maneviyat arasındaki uçurumu bir ayna gibi gösterir.
Mavi Kuş kitabında “Mutluluk peşinde koşanlar, kuşu kafese kapattılar. Oysa mutluluk, uçarken güzeldir.” diyor. Burada da yine aynı düşünce: modern insanın her şeyi sahiplenme isteği, aslında güzelliği yok eder. Mustafa Kutlu, okuyucuyu durmaya, düşünmeye, sadeleşmeye, kendini dinlemeye çağırır.
Uzun Hikâye