Bir şeyi reddetmek sizde suçluluk duygusu yaratırken, rıza göstermek ardında bir kırgınlık bırakacaksa, suçluluğu tercih edin.
Kırgınlık ruhun intiharıdır.
Kişinin, ilişki dinamikleri, suç ve bağlılık ihtiyaçları, başarı hırsı, patron korkusu veya sıkılma korkusu güdüsünde hareket ettiği sürece özerk olması mümkün değildir.
Bunun sebebi basittir;
Kişi herhangi bir şeyin güdüsünde olduğu müddetçe özerklik imkansızdır.
Rüzgarla savrulan bir yaprak misali, güdülenmiş insan da kendisinden daha güçlü kuvvetlerin kontrolü altındadır.
Stresli yaşam biçiminin kendisinin “seçmiş” olduğuna inansa ve hatta faaliyetlerinden keyif alıyor olsa dahi, özerk iradesi işlememektedir.
Yaptığı seçimler görünmez bağlarla bir yerlere bağlıdır. Sadece kendi güdülenmişliğine bile karşı çıkamıyor olsa, halen hayır diyemeyen bir haldedir.
Nihayetinde bu durumdan uyandığında, kafasını Pinokyovari bir şekilde sallayıp “Kuklayken ne salaktım. “ der.
Uç derecedeki iyimserliğe antidot olarak negatif düşüncenin gücünü öneriyorum.
Bunun hemen ardından “Şaka yapıyorum tabii ki,” diye eklemem lazım.
“Aslında benim inandığım şey düşüncenin gücü.”
Düşünce kelimesinin yanına pozitif sıfatını getirip koyduğumuz anda, bize “negatif” gelen realiteleri dışarıda bırakmış oluyoruz.
Pozitif düşünceye sarılmış insanların çoğunda süreç böyle işliyor.
Hakiki pozitif düşünce tüm realitemizi kucaklayan bir şekilde işe başlıyor.
Gerçekle; tüm çıplaklığıyla, bu çıplak gerçek ne olursa olsun, yüzleşebileceğimiz konusunda kendimize güvenebileceğimiz duygusundan besleniyor.