Her birimizin yüzünde, üst dudağımızın hemen üzerindeki çukurluk da balık geçmişimizin bir izidir. Embriyo döneminde balıklar gibi bedenin iki yanında oluşan gözlerimiz, gelişimimizin ileriki aşamalarında diğer yüz parçaları ile beraber öne doğru gelerek birleşir ve gözleri ileri bakan bildiğimiz insan ve primat yüzü böyle ortaya çıkar. O birleşmenin son kalıntılarından birisi de işte o adına 'filtrum' denen dudaklarla burun arasındaki çukurluktur.
"Aramızda namus anıtı gibi dolaşan insanlardan korkularak onların bertaraf edilmesi olaylarına çok rastladım. İki davranış biçimi sergilenir bu insanlara karşı: Ya önce canını çıkarmacasına bezdirip, sonra da bir şekilde icabına bakarlar ya da karşısında köpekleşir, gözlerinin içine bakarak vereceği emri beklerler. Bu daha az görülür. Onlardan yaşamayı öğrenmek, onlar gibi olmak ellerinden gelmez, beceremezler. Belki de istemezler."
Soğumuş çay fincanını alarak sürdürdü:
" Yapabilirler ama istemezler! Düşünsenize, büyük çabalara kendilerine bir yaşam kurmuşlar, bu yaşama alışmışlar... Derken adamın biri çıkıp, 'Olmaz!' diyor, 'Böyle yaşanmaz!' 'Ne? Böyle yaşanmaz mı? İyi de kendimize bu hayatı kuracağız diye anamız ağladı bizim, varımız yoğunuz bu uğurda gitti! Seni şeytanın uşağı, cehennem ol git aramızdan!' Ondan sonra gelsin öğretmeni, o namus anıtı insanı aşağılamalar! Niye? Köhne yaşamlarından farklı bir yol gösteriyor diye! Yine de, hayatın canlı gerçeğini dile getirenler,' Böyle yaşanmaz! ' diyenlerdir. Hayatı daha iyiye, daha güzele götürenler bunlardır!
Badem biçimi tarlanın ortasında onun yüzü. Gözleri iri iri ve siyah, bir kadın. Gözleri bildiğimiz insan gözlerinden daha iri ve ne olduğunu bilmediğim, bağışlanmaz günahlarım için sitem dolu gözler. Ürküten, büyüleyen gözler, keder ve hayret dolu gözler, hem tehdit hem vaat eden gözler. Hem çekiyor, hem itiyor, uzaklaştırıyolardı. İnsanı mest eden, doğaüstü bir ışık saçıyordu bu gözler. Çıkıktı yanakları, alnı yüksek, ince kaşları bitişik, dudakları dolgun ve yarı aralık, ve dağınık saçlarından bir zülüf saçlarına yapışık.
Bir keresinde bir Hindu filozofun kitabında şu sözleri okumuştum: 'Evvel zaman içinde bir kralın oğlu, bebekken memleketinden sürülmüş ve kendisini evlat edinen bir oduncu tarafından yetiştirilmişti. Çocuk geçen yıllarla birlikte büyümüş ve arasında yaşadığı barbar ırkın bir üyesi olduğunu düşünerek yetişkinliğe erişmişti, ancak bir gün babasının veziri nihayet onu bulup kralın oğlu olduğunu söylediğinde karakterine yönelik yanılgısı ortadan kalkmış ve bir prens olduğunun farkında varmıştı. Aynı şekilde insanın ruhu da kendisini içinde bulduğu çevreden dolayı kendi karakterine yönelik bir yanılgıyla yaşar. Fakat günün birinde hakikati kursak bir Brahman rahibinin ağzından duyar ve kendisinin de bir Brahman olduğunun farkına varır.'