Esra Mardin

Puan vermedi·256 syf.··
2021 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2021 20:42
“İçimizde şeytan yok, içimizde aciz var, tembellik var, iradesizlik, bilgisizlik..” Çok okunan, çok bilinen, çok sevilen şeyler beni hep uzak tutmuştur kendinden. Bu kitap da benim için öyleydi. Yıllarca anlamsızca direnmiştim okumamak için. İyi ki de bu yaşımda, şimdiki yaşadıklarım ve hislerim ile okumuşum diyorum.. Kitabı artık duyup bilmeyen kalmadığını düşündüğümden sadece arşivlemek için birkaç cümle ile hislerimi özetlemek istiyorum. İçinde var olduğunu iddia ettiği şeytanı tanımaya çalışan bir genç ile kendini bulmaya çalışan başka bir gencin öyküsü; İçimizdeki Şeytan. Kitapta yolları tedadüfi bir şekilde kesişen Ömer ve Macide’nin hikayesi anlatılıyor. Anlatılan olayların yanında kişilerin iç dünyasındaki çekişmelere ortak olabilmek, onları daha iyi tanıyabilmek çok güzeldi. Karakterlerin psikolojik analizleri, betimlemeleri, hikaye öyle canlı, gerçekçi ki olayları izler gibi okudum. Mükemmel eser, kesinlikle okuyun!
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,8bin okunma
Reklam
10/10
·269 syf.··
2020 21. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 24 Ağustos 2020 19:49
“Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu.” Yukarıdaki alıntıdan da yola çıkarak, tam bir anlatılamayacağı anlatma çabası içine girdiğimi hissediyorum. Suskunlar’ın incelemesini uzun süredir taslak halinde tuttuğumu fark ettim. Kitapla ilgili tüm okuduklarımdan da yola çıkarak, kendi düşüncelerimi arşivlemek istediğime karar verdim. Suskunlar, sessizliğin ve musikinin romanı. Öyle büyüleyici ki, kendimi Binbir gece masallarında hissettim. Kitabın yazarı için “Modern Zamanların Masal Anlatıcısı” denildiğini duymuştum. Kesinlikle öyle. Uzun uzun düşündüm üzerine, böyle bir yolculuk tam olarak, eksiksiz ifade edilebilir mi diye, çıkamadım işin içinden. Kitap adını musiki terimlerinden alan -yegâh, dügâh ve segâh- 3 bölümden oluşuyor. Bölümler, labirent gibi birbirinin içine geçmiş durumda, yer yer de tüm metinlerden bağımsız öyküler içeriyor. Ancak kitabın sonuna geldiğinizde taşlar yerine oturuyor. Olaylar 2. Ahmet dönemi, İstanbul’unda başlıyor. Kahramanlar, mekanlar, zamanlar eklenince olaylar yeryüzünde hep var olan “iyi ve kötü”nün mücadelesine evriliyor. Suskunlar; Yenikapı Mevlevihanesinde semah eden bir Derviş’in hayaletinin görülmesiyle başlayıp ve çeşitli öykülerle devam ediyor. Olaylar Kalın Musa ve torunları Davut ile Eflatun karakterlerinin etrafında şekilleniyor. Kitapla ilgili tek söyleyebileceğim, Osmanlı döneminde, İstanbul sokaklarında, canlı tasvirler ve rengarenk karakterlerle dopdolu bir yolculuk olduğu.. İyilik, kötülük, karanlık, aydınlıkla bezenmiş satırda bazen İstanbul’un fakir bir evinde, bazen zengin köşkünde, bazen bir Mevlevihane’de, bazen bir köle pazarında kendimi buldum. Eflatun’un temiz kalbinde sessizliğin ne olduğunu öğrendim; Davut’la musiki eşliğinde İstanbul’un arka sokaklarında sürüklendim. Cüce ile
Suskunlarİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202611,8bin okunma
Puan vermedi·163 syf.··
2020 30. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 24 Eylül 2020 21:31
2 yıldır kitaplığımda unuttuğum, rastlantı sonucu elime aldığım, gözümü açıp kapayana kadar da bitirdiğim bir kitap oldu Müptezeller. Öncelikle belirteyim ki, daha öncesinde hiç yeraltı edebiyatına ilgi duymamıştım. Bu kitaplarda toplumda tabu olarak nitelendirilen konular açıkça ele alınıyor; uyuşturucu ve alkol bağımlılarının, seks işçilerinin, evsizlerin, aylak gezenlerin ve bunlar gibi toplumun ahlaki değerlerinin altına sıkışıp kalmış insanların dünyası anlatılıyor bize. Hiç gezmediğimiz korkunç sokaklarda onlarla geziyor, hiç duymadığımız küfürleri duyuyor, o aykırı ruhların psikolojik sınırlarını keşfe çıkıyoruz. Hiç okumadığım halde sürekli kendisine çekerdi beni Emrah Serbes. Şimdi diğer kitaplarından sırayla bir liste yaptım ve okumayı planlıyorum. Kitap ‘bilindiği üzere’ gerçekten çok fazla küfür ve argo kelime içeriyor. Yer yer rahatsız etti mi beni? Evet! Çok bir şey kattı mu bana? Eh, tartışılır. Ama yine de akıcı, olay örgüsüyle insanı içine alan ve sıkılmayacağınız bir kitap diyebilirim. Müptezeller, yitik bir hayatın daha da yitirilmesiyle alakalı, hayatını bir türlü doğrultamayan bir adamın hikayesi. Baş karakter Bakır’ın işte şimdi her şey çok güzel olacak dediği anda, her şey en başa dönüyor. Hayat onu müptezelliğe çekiyor. (Hangimizi çekmiyor ki.) Kitabı, çocuklar ve gençler hariç merak edenlere tavsiye ediyor, yine de herkesin de çok fazla sevemeyeceğini düşünüyorum...
MüptezellerEmrah Serbes · İletişim Yayınları · 20168,6bin okunma
Puan vermedi·55 syf.··
2020 26. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2020 16:11
Ermiş’i buralarda görür ve çok merak ederdim, neden herkes bu aralar bunu okuyor diye. Okuyunca anladım ve keşke ben de herkesle birlikte şimdiye kadar okusaymışım dedim. Uzun uzadıya anlatılacak bir şey olmasa da, birkaç cümle ile kitapla ilgili düşüncelerimi arşivlemek istedim. Kitap, El Mustafa ismindeki bilge kişinin, 12 yıl boyunca yaşadığı Orphalese şehrini terk edip, doğduğu yere gidişi ile başlıyor. Şehir halkının, gitmeden önce bilgine sordukları Aşka, Evliliğe, Yasalara, Özgürlüğe, Sevinç ve Keder gibi bir çok şeye dair sorulara bilginin verdiği cevaplar ile şekilleniyor. O kadar güzel, yol gösterici mesajlar, o kadar güzel benzetmelerle verilmiş ki; cümleleri başa dönüp tekrar tekrar okuyasınız geliyor. Kendinize ayırdığınız bir zamanda, elinize kahvenizi alıp, onunla aynı sürede bitirebileceğiniz, kısacık ama derin bir kitap. Tavsiye ederim..
ErmişHalil Cibran · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202385,2bin okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2020 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Eylül 2020 22:31
Felsefe sever misiniz? Umarım seviyorsunuzdur. Zira ben bir süre felsefe okumayı düşünmüyorum. Bu kitabı okudum, bıraktım, tekrar elime aldım, tekrar bıraktım. Kimi zaman ne diyor bu Sartre dedim, kimi zaman satır aralarında yolumu kaybettim. Çoğu zaman da Roquentin’de kendimi gördüm. Nasıl anlatılabilir bilmiyorum ama tam olarak kitaptaki bulantıyı ben de yaşadım. Bulantı, dili etkili ve ağır; sürükleyici ama insanı oldukça yoran bir kitap. Ben okumak için özellikle vaktimin bol, kafamın boş olduğu bir zamanı seçtim. Ama yine de oldukça zorlandım. Bunun temel nedeninin de kitabın yazınsal özelliklerinin dışında, yazarın kahramanın sıkıntısını okura birebir aktararak okuyanı da bir nevi bunaltının içine çekmesi olduğunu düşünüyorum. Kitapta sürekli bir sorgulama ve sıkıntı içinde olan baş kahraman Antoine Roquentin, bulantı adını verdiği ani durum değişiklikleri yaşıyor ve bu giderek sıklaşıyor. Yazarın bir metafor olarak kullandığı ‘Bulantı’ terimi, aslında varoluş sıkıntısıdır. Amacı olmayan saçma bir dünyada yaşamak, aynı şekilde saçma ve ağırdır. İnsan da yaşamın bu dayanılmaz ağırlığını taşımak zorundadır. Kitabı; psikolojik, felsevi ve siyasi yönlerden ele almak mümkün. Roquentin’in ailesi ve arkadaşları yoktur. İnsanlarla iletişim kurmaktan ziyade onları gözlemlemeyi tercih eder. Aynı zamanda aykırı bir tip olduğu için toplumdan soyutlanmıştır. Bu açıdan fazlasıyla psikolojik öğeler barındırıyor. Sarte, burjuvaziyi satır aralarında üstü kapalı olarak eleştiriyor. Bu açıdan siyasal taşlamalar da var denilebilir. Bulantı, bence kesinlikle temel bir felsefi birikim gerektiren ve okurken üzerine uzunca düşünülmesi gereken bir eser. Uzun bir süre sonra bir kitap beni bu kadar yordu, anlamakta ve anlatmakta zorlandım diyebilirim. Yine de bir şekilde
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma
Reklam