Ama ninesi onun bir yabancı, bir hiç olduğunu söylüyordu. Bir yabancıyı ne kadar yedirip içirsen, ne kadar baksan, yine yabancı kalırdı.. bir yabancı!
Peki, ya o başkasının çocuğu olmak istemiyorsa? Hem niçin o yabancı oluyormuş. Belki de asıl yabancı ninesiydi.
Ben yalnızca huysuz olmayı değil, hiçbir şey olmayı da beceremedim. Ne huysuz, ters biri olabildim, ne iyi, ne aşağılık, ne dürüst, ne kahraman, ne de bir böcek...
Şu insanoğlu ne biçim bir yaratıktı! Kendisi değil de başkaları söz konusuysa eğer, sözleri dinlenir bulunuyor, her konuda akıllıca, bilgece laflar ettiği düşünülüyordu. Yaşamın zorlukları karşısında ne kadar ihtiyatlı olduğu, yerli yerinde davrandığı, sağlam bir tutum aldığı konuşuluyordu. "Gördün mü hünerli adamı!" deniliyordu. "Ne kadar tutarlı! Sağlam karakter diye buna derim ben!" Ama başı derde girmeye görsün, o hünerli, tutarlı, sağlam karakterli adam gidiyor, yerine acınası bir korkak, bir zavallı, hatta Nozdrev'in deyişiyle sünepenin, mıymıntının teki geliyordu.
Yersiz yasaklar çocukların tutkularını büyüklerdekilerden daha fazla keskinleştirir; çocuklar sadece yasaklanan şeyi akıllarına takarlar. İşte ben de bir sürü dayak yedim yıldızımın yüzünden. Kimseye derdimi anlatamadığımdan, acılarımı yıldızıma söylüyor, ona açıyordum. Hayatın sabahında kaptığımız izlenimler ne derin çizgiler bırakıyor yüreğimizde.