Biz Türkler neyin sahiden helâl, neyin sahiden haram sahasında yer tuttuğunu bilme merakındayızdır. Bizim için gerisi ıvır zıvırdır.
Türklerin hayatından helâl/haram meselesini ihraç başarısı kazananlar Türkleri ıvır zıvırla keyiflerince oynatma kolaylığı kazandılar.
Türk, imanla teçhiz edilmenin gereği olarak insan münasebetlerini hem sadakat, hem liyakat esasına dayandırma yolunu tutandır. Türkler bu tavırlar sebebiyle bütün dünyayı zora soktu.
Necip Fazıl'ı, Ahmet Emin Yalman'ın vurulmasında yazıları ile teşvikkâr oldu diye, Osman Yüksel Serdengeçti ile birlikte hapse atarlar.
-Osman!... Osman!... diye gürler. Biz bu daracık yere nasıl sığacağız?
Necip Fazıl ne denli kabına sığmayan bir insan ise, Osman Yüksel de o kadar rahat, kalender, lâtifeli, mütevekkildir.
-Üzülme Üstad, der. Esasında her yer böyle olmalı... Yani dünya nizamı, mezarlık nizamı gibi olmalı... Herkes boyuna göre yer edinmeli... Ben şuracığa kıvrılırım, şu kadar yer sana yetmez mi?...
-Yetmez Osman yetmez.... Ben bu deliklere sığamam!...
-Tabi Üstad tabi... Sen büyük adamsın... Tarihe bile sığmazsın...
-Sevgilim, bırak şimdi bu lâfları... Ben nerede yatacağım? Yerim neresi?..
-Bütün müminlerin gönlü...
Bu toprak, gül için en güzelidir toprağın... İslâm'ın bahadır evlâdıdır. Tarih boyu hep iyiliğin ve güzelliğin sancaktarı, bayraktarı olmuştur. Dünyanın onun kerim eline ihtiyacı vardır. Ve bir gün yine o dünya muvazenesindeki yerini alacaktır.